Kitabı okumamış olanlar için spoiler içerir.
"Sodom ve Gomore" ismi, Tevrat'ta geçen iki lanetli şehri hatırlatıyor: ahlaksızlık ve yozlaşmanın sembolü olmuş şehirler. Karaosmanoğlu, bu ismi seçerek işgal altındaki İstanbul'un ahlaki çöküşünü, yozlaşmış insan ilişkilerini ve Batılılaşma hayranlığının insanları nasıl yozlaştırdığını vurguluyor.
Kitabın ana karakterlerinden Leyla, işgalci askerlerle yakın ilişkiler kurarak, Batılılara özenen, köklerinden kopmuş bir kadın figürü. Kitabın diğer önemli karakteri Necdet ise, milli mücadeleye inanan, vatansever bir genç. Necdet'in Leyla’ya duyduğu aşk, onun ahlaki duruşuyla sürekli bir çatışma içinde. Necdet, Leyla’nın düşman askerleriyle olan ilişkilerinden rahatsızlık duysa da ondan kopamıyor. Leyla’nın temsil ettiği "bozulmuş İstanbul" ile Necdet’in temsil ettiği "direnen Anadolu" arasında bir gerilim var. Bu aşkın, aslında iki zıt dünya arasında gidip gelen bir metafor olduğunu söyleyebiliriz. Kitabın, okura işgal altındaki İstanbul’da ahlaki değerlerin ne kadar derinden sarsıldığını hissettirmesi çok etkileyici. İstanbul'un Boğaz kıyılarında yapılan partiler, yabancı subaylarla eğlenen kadınlar, aslında toplumun ne kadar büyük bir çöküş içinde olduğunun resmidir. Sodom ve Gomore, işgal altındaki İstanbul’un karanlık yüzünü gözler önüne seren, çürümüşlüğe karşı bir ağıt gibi. Leyla ve Necdet’in aşkı, bir taraftan bireysel bir trajediyi, diğer taraftan ise bir milletin ahlaki uyanışını simgeliyor. Edebi olarak yoğun ama düşündürücü bir okuma arayanlara kesinlikle tavsiye edilir.