Ölüm tam karşısındaydı. Ayı formuna girmiş , kara gözleriyle ona bakan, dehşet verici, kayıtsız bir ölüm. O an Nora’nın ölmeye hazır olmadığından daha emin olduğu bir şey yoktu.
Sessizlik, dünyanın başka yerlerinde ne kadar çok gürültü olduğunu fark etmesini sağladı. Buradayken, sesin bir anlamı vardı. Bir şey duyduğunuzda, dikkatinizi ona vermek zorundaydınız.
İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.
BİR GÜN BAKSAM Kİ GELMİŞSİN
Bir gün baksam ki gelmişsin…
Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
Gözlerinde bir bitmez, bir tükenmez güzellik,
Saçlarında ilkbahar.
Bir gün baksam ki gelmişsin…
Gülüşünde taze serin bir rüzgar.
Ellerin yine eskisi kadar güzel,
Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.
Bir gün baksam ki gelmişsin…
Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz,
Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.
Bir gün baksam ki gelmişsin.
Ne yüzünde bir gölge, ne dilinde sitem var.
Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm,
Benim olmuş dünyalar.
YAVUZ BÜLENT BAKİLER