"Epey...Nasıl desem... Özgür yetişmiş bir çocuk ” demişti annem sanki bu kötü bir şeymiş gibi. Çocukların esir olarak
yetişmesini tercih ediyordu sanki.
Birbiriyle çarpışan ve gülüşen çocuklar vardı.Yetişkinler ayrı yolları tekrar
tekrar gidiyordu. Ve bir çocuk bana sürekli soldan gidersem sonunda labirentten çıkacağımı söylemişti. Oysa ona buradan nasıl çıkacağımı sormamıştım. Erkeklerin akıl verme merakı diye bir şey gerçekten de var sanırım.
“Ne yapmak istediğini biliyorum,” dedim.
Kapkara gözleriyle bana baktı ve “Ne?” dedi.
"Dünyayı kurtardığımız bir gece yaşamak ve sabah uyandığımızda hiçbir şey hatırlamamak.”
"İstiyorum, dedi. “Öyle geceleri çok seviyorum.”
Biliyorum, dedim, çünkü ben de öyle geceleri çok seviyordum.
Büyükannemde bir tür bunama vardı. İlk başlarda, 1952 Temmuz'unun o çarşambası neler olduğunu baştan sona anlatabilecek durumdaydı. Kimlerle birlikteydi, ne giyiyordu...Ama
on dakika önce yemekte ne yediğini sorduğumuz zaman tüm
kablolan kopmuş gibi boş boş bize bakıyordu. Onun için cevap
vermesi imkânsız bir soru sormuş oluyorduk çünkü. Geçmiş
tamıtamına bizimleydi, gelecek belirsiz, şimdiki zaman da tarifi zordu; kendi kendini yok ediyordu. Daha sonra 1952’ de kaybolmuştu. Ve büyükannem olanları unutmakla kalmamış,
neyi nasıl yapacağını da unutmaya başlamıştı. Yavaş yavaş kim
olduğunu unutmasını izlemiştik.