Hepimiz zaman zaman "Keşke geçmişe dönüp şunu değiştirebilseydim..." demişizdir. İşte bu roman tam da bu imkansız dileğin mümkün olduğu bir dünyaya kapı aralıyor: Yaşam süresinden 10 yıl feda etmesi karşılığında, geçmişte istediği bir zamana dönen ana karakterimiz, sevdiği bir insanın kaybıyla sarsılmışken, bu efsunlu ama bedeli ağır olan fırsatla karşılaşıyor. Amacı kaybettiği kişiyi geri getirmek için zamanda yolculuk yapmak ve kaderini değiştirmek gibi görünse de tam da burada sorular sordurmaya başlıyor kitap. "Özgür irade mi, kader mi?"
"Aşk için en büyük fedakarlık ne olabilir?"
"İnsanın sınırları nelerdir?"
"Hayatın amacı nedir ya da var mıdır?"
gibi sorular.
Okurken istemsizce Ben olsaydım 10 yılımı ne için feda ederdim, diye de düşündüm birkaç kez.
Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı, bu kitapta da yalın ve akıcı olmasına rağmen sarsıcı bir dili var. Karakterlerin iç dünyasındaki karmaşayı ve yaşadığı kaybın ağırlığını çok iyi hissettiriyor. Geçmişi değiştirmeye çalışmanın getirdiği heyecan ve hüsran, beni sayfalara hapsetti.
Zaman yolculuğu temasını fantastik bir öğe olmaktan çıkartıp kendi içinde tutarlı bir temele oturtan bir kurgusu vardı. Olaylar arasındaki döngü ve beklenmedik ters köşeler, bilim kurgu okurlarını da aşk romanı severlerini de tatmin edecek nitelikte.
Kitabın sonu gerçekten düşündürücü. Hikayenin sadece bir sonuca değil, kaderin sırrına da değinmeye çalışması beklemediğim bir durumdu.