Satranç, Stefan Zweig’ın zihnin dar bir mekanda kendi kendini tüketişini anlattığı en sarsıcı metinlerinden biridir. Eser, bir oyun anlatısından ziyade, tecrit edilmiş insan aklının içe doğru kıvrılarak nasıl bir uçuruma dönüştüğünü gösterir; taşlar yalnızca tahta üzerinde değil, insanın benliğinde de yer değiştirir. Zweig, Dr. B.’nin satrançla kurduğu ilişkiyi bir kurtuluş gibi sunarken, bu kurtuluşun aynı zamanda bir esaret olduğunu sezdirir: Zihin, kaçmak için sığındığı oyunda kendini bölerek hayatta kalır. Bu yüzden Satranç, aklın kudretine övgü olmaktan çok, onun haddini aşınca nasıl bir cinnet doğurduğunun zarif ve kasvetli bir itirafıdır.