Yahya b. Muaz Razi şöyle demiştir: “Riyâzet kılıcını kullanarak nefsinle mücâhede et. Riyâzet dört şekilde olur. Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve insanların eziyetine katlanmaktır.
Az yemekten dolayı şehvetler ölür. Az uyumaktan dolayı irade keskin olur. Az konuşmaktan dolayı âfetlerden selamete erilir. Eziyetlere tahammül etmekle de gayeye vâsıl olunur. Bir kul için öfke anında sakin olabilmek ve eziyetlere sabredebilmekten daha zor bir şey yoktur. 
Îsâ (a.s) da şöyle demiştir: “Halihazırdaki arzularını, görmedikleri vaatler için terk edenlere müjdeler olsun!“
Allah Rasûlü (s.a.v), savaştan dönen orduya: “Merhabalar! Küçük cihaddan büyük cihada döndünüz.“ buydu. Allah Rasûlü’ne (s.a.v):
“Büyük cihad nedir?“ diye sorulunca, Allah Rasûlü (s.a.v): “Nefisle cihad etmek.” buyurdu. *
*Tarihu Bağdadi, 4587
Zira mü’min, mü’minin aynasıdır. Onların kusurlarından kendi kusurlarını görür ve mizaçların hevâya uyma hususunda birbirlerine yakın olduğunu bilir. Onların birinde var olan kusurun aynısı, daha azı veya daha çoğu diğerinde de bulunur. Bu itibarla mü’min kendi nefsini yoklamalı ve başkasını yermiş olduğu çirkinlikler hususunda kendi nefsini arındırmalıdır. Te’dib edici olarak bu bile kâfidir.
Îsâ’ya (a.s): “Seni kim te’dib etti?“ diye sorulunca o:
“Kimse beni te’dib etmedi. Câhilin cehâletini çirkinlik olarak gördüm ve ondan kaçındım.“ dedi. 
(Hevâ, sözlükte istek, arzu, heves, tutku ve eğilim anlamına gelir.)
(Tedip, Arapça kökenli bir kelime olup en temel anlamıyla "edep öğretme", "terbiye etme", "uslandırma" veya "cezalandırma" demektir.)