İnsan büyüdükçe hakikatin farkına varıyormuş. Hayatımızdan çıkanlara üzülmemek gerektiğini, nasibimizin buraya kadar olduğunu ve Allah'ın isteği üzerine söz söylenmeyeceğinin farkına vardım. Bir de; kim ömrümüzde nereye nasip olduysa orada kabul etmek gerekiyormuş. Arkadaş olarak gönderilen biri dost kefesine giremezmiş. ( Yalnızca örneklendirmedir :) Zorla dost kılıfına sokmaya çalışmak kendime zulümmüş.
Ve Allah uyarıp, onun yeri burası, ötesine götüremezsin diyor. Rabbimin her şeyi ince ince ikram etmesine, göstermesine hayranım. Görmek ise bize kalmış.
Hayrunnisa Ulu
Hz. Fatıma'nın çeyizi ve düğünü kitabını her sene okuyorum. Her yıl nasibime başka bir bilgi düşüyor. Ancak başından beri şunu kavradım ;
Az-öz eşyayla yuva kurulur, kitaplar ve ahlak kadının çeyizi olur, Allah için kurulan yuvada kibir olmaz, eşler birbirine dayanaktır, merhamet yuvanın temelidir.
Bazılarında ne kadar eksiğiz değil mi ? Evlerimizi eşyalara boğuyor, az olanla yetinmeyi bilmiyoruz. Maddi konularda dur durak demiyoruz. Çoğumuzun evinde kitap dahi yok. Oysa kütüphanesi olmayan evin ruhu da olmaz. Eşler arasında rekabet var. Biri ateşken diğeri su olmayı bilmiyor, taraflar üstünlük çabasında.
Ve ne yazık ki merhamet damarları çatladı... Kimse eşinin yükünü omuzlayıp, üzüntüsünü paylaşmak istemiyor. Bunların temeli nedir ?
Yuva'nın Allah için kurulmuyor oluşu.
Her şey göze hitap etmek değildir ki.
Görüşlerin, fikirlerin, isteklerin.. uymadığı biri ne kadar gözümüze hitap ederse etsin, bir gün hakikati anlamış oluruz. Fakat geç kalınır...
Hâliyle, öncelikerimiz Allah için ve onun koyduğu kurallara göre olursa, muhabbet doğar.
Hayrunnisa Ulu