Eyüp Tatar'ın Kapak Resmi
Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 21 Oca 03:56

SAHTE DEHA: MATOİT
İtalyan doktor ve kriminoloji uzmanı Cesare Lombroso, Laschi ile kaleme aldıkları “siyasi suçlar” adlı eserde, matoit’lerden bahseder. Matoit’lerin kişisel özelliklerini tanımaya çalışalım ve bunu kendisinden dinleyelim.

“Çılgın dahilerin yanı sıra, yine toplumun alın yazısını değiştirebilecek bir başka insan tipi de matoit’lerdir. Bu taife, köylerde yahut eğitim düzeyi çok düşük ülkelerde hemen hiç bulunmaz. Kadınlardan da pek matoit çıkmaz.

Matoit’lerin suçlulardan ayrıldığı yön, vicdan sahibi olmaları. Delilere ve özellikle paranoyaklara çok benzerler ama onlar gibi hezeyan etmezler, onlardan farklı olarak insiyaklarına daha az tabidirler, duygularını zapturapt altına alabilirler. Marazi bir irsiyetleri yoktur, dejenere olmamışlardır. Matoit’ler, daha çok, zamanından önce olgunlaşmış hızlı bir kültür edinmişlerdir.

Matoit’lerin en önemli özelliklerinden biri dahiye ve havariye benzemeleri. Ne var ki bu benzerlik görünüştedir sadece. Ne dahidirler ne havari.

Dahiye benzeyen yönleri, kendi dehalarına inanmış olmalarıdır. Düşüncelerine körü körüne bağlıdırlar, başka herhangi bir fikre itibar etmezler. Arada bir yeni ufuklara kanat açtıkları olur, çünkü, bir çok dejenere gibi, onlar da mizoneist (yenilik karşıtı) değildirler. Ne var ki her teşebbüsleri, daha başlar başlamaz, akamete uğrar veya sapıtır, çünkü, dehanın yaratıcı gücü olan zihni güçten nasiplerini almamışlardır.

Havariye benzeyen yönleri, tam bir diğerkam oluşlarıdır. İnsanlığın acılarını dert ederler kendilerine, bazen çareler de sunarlar. Ama hep ayrıntılara takılıp kalırlar, bütünü göremezler ve çok kere zıt aşırılıklara yönelerek, kendi kendileriyle çelişirler. Kendi gururları söz konusu olunca, önemli olan sadece kendileridir, diğerkamlıklarının altında yatan yaratıcı temel hep bu gururdur.

Başka bir temayülleri de, boyuna eskiye dönmek. Hareket halindedirler ama hep geriye doğru…
Çok defa kıt kanaat yaşarlar, açlık içinde olsalar da hırsızlık yapmaz, kimseyi aldatmazlar.

Seciyelerinin bir başka belirtisi de, durmadan yazmak. Basmakalıp cümleleri kendilerine göre manalandırıp, binlerce defa tekrarlarlar. Faydasız bir teferruat bolluğu, altı çizilen ve değişik harflerle yazılan kelimeler, değişik renklerde kağıtlar… Aşırı bir rakam merakı, ses ve kelime oyunları… Gerçek aydınların iğrendiği bu maskaralıklar, dahilerden ürken kalabalığın çok hoşuna gider. Kaldı ki, matoit’lerin yazdıkları, ne kadar saçma sapan olursa olsun, konuşmaları da, tersine, bir o kadar makuldür.

Bir başka özellikleri, kafalarındaki reform planlarını gizli tutmaları. Büyük ihtimalle, daha fazla prestij sağlamak yahut daha fazla menfaat elde etmek için. ayrıca olanlarını açığa çıkarıp hak ettiklerine inandıkları övgüleri alamamaktan çok korkarlar.

Matoitler, karışıklık dönemlerinde yığını çok etkiler. Kanaatkar olmaları, dürüstlükleri, ne kadar abes olursa olsun, inançlarını savunmaktaki coşkunlukları… büyük itibar sağlar onlara. Dahi görüntüsü verir matoitler, yığınla çok kolay temas kurarlar, bazı hakikat kırıntıları yakalar ama hiçbir zaman da yığına ters düşmezler. Harcıalemdirler, harcıalem oldukları için de yığının hoşuna giderler.

Adalet anlayışları da, çoğu zaman, şahsi problemleriyle sınırlıdır ama, belli konularda da olsa, ısrarla adalet peşinde koşmaları, adaletsizlikten yakınan kalabalıkların hoşuna gider. Matoitler, sade vatandaşın dile getirmek cesaretini gösteremediği konularda seslerini yükseltmekte, adeta onun da haklarını savunmaktadırlar.

Siyasi matoitler, alışılmışın dışında sabırlıdırlar. Ama, şu veya bu nedenle, halkın nezdindeki itibarlarını kaybettiklerini düşündükleri anda, bu sükunetin yerine şiddet geçer. Şiddetin ise ihtilale kadar yolu vardır. Şiddete başvuran matoit artık siyasi bir suçludur. Suçunu örtbas için diğerkamlığını kullanır, kendi menfaatlerini kamunun menfaati gibi göstermek ister.

Yine de adi suçludan farklıdır matoit, kötülüğe yatkın bir kişiliği yoktur. Kendisine suç ortağı aramaz, mazeretlerin arkasına sığınmaz, suçunu kabul eder. Çoğu zaman, önemli bir şey yapmış olmanın inancı ve tatmini içinde olmak yeter ona.”

Bu matoit seciyesi, bize hiç de yabancı gelmedi, öyle değil mi?

Cemil Meriç, Kırk Ambar, cilt 2.

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 05 Ara 2017

Hikayeyi, gizli polis teşkilatının bir üyesi olan, ancak bu kurum tasfiye edilince o dönemde yaptıklarından ötürü mahkum olan Martens'in ağzından dinliyoruz.

Martens, amiri Diaz ve meslektaşı Rodriguez ile birlikte üçlü voltranı oluşturan gizli bir örgütten. Ülke, kurmaca bir Latin Amerika ülkesi. Sıkı yönetim altında, öğrencilerden işçilere, tüm kurum ve kuruluşlardaki insanlar sıkı takip altında. İş adamı Salinas'ın oğlu Enrique, bu sırada, şu bizim Gestapo'dan hallice örgütümüzün dikkatini çeker. Tabi hemen yakalayamazlar, ne de olsa babası iş adamı, ensesi kalın.

Enrique, şu bizim ergenlik dönemi arayışının ayarını bulamayan, intiharı düşünen, tanrım neden kötülük var, neden herkesler kötü, neden hayat tatsız diyecek kadar aklı toy bir delikanlı. Eh babadan zengin olunca, bir işe yaramadığını iyiden iyiye hisseder ve nerede ipsiz sapsız örgüt var, nerede şeytanın uykusunu kaçıracak kadar çirkin ve garip örgüt var, kapağı oraya atmanın derdinde. Haspam eylemci olunca kendini gerçekleştirmiş olacak çünkü. Kız arkadaşı, kuzum bizim aşkımız yeter bize, boş ver onları, hem sen zengin bebesisin, seni almazlar aralarına, dedikçe, aşkına sarılmak ve olanı kabullenmek yerine daha beter dellenen, kendini ispatlamak adına babasını karşısına alıp atara atar, gidere gider yapan şu tosuncuğun başı daha fazla derde girmesin diye, babası, tamam ulan, seni de şirketin ortağı kıldım, eylemcilere destek sağlayacaksan bizim şoför aracılığıyla, gizliden yap, diyerek ortamı yumuşatır, böylece oğlunun saçma bir hamleyle evden kaçmasının, başına dert açmasının önünü almış olur.

Polisin takibine yakalanmıştır bir kere bizim ergen Enrique. şoförü aracılığıyla bir yere zarf taşıyıp duruyordur. Polis çocuğu alıkoyar. İşkence eder. Babası hücreye gelir ve 'oğluma bunu yaptınız, sizi perişan edeceğim' der. Zarftan bahsederler, babası bu kez zarfı kendisinin yazdığını ama oğlunun eylemcilerden geldiğini sandığını, oğlunun bu örgütçülük hevesini almasını bu şekilde sağlarken, başının derde girmemesi için bunu yaptığını, her şeyin önceden yazıldığı ve tüm bunların noterden onaylatıldığını söyler. Başlarına gelecekleri gören bu üçlü karanlık örgüt, babayı da hücreye atar, notere ulaşıp onu da yakalatırlar. Sırf kendi pislikleri ortaya çıkmasın diye hemen herkesi yakalatıp hücrede işkence ederler. Kendi amirlerinin kulağına gidince tüm bunlar, albayımız gelir ve işi temizlemesini söyler bizim ekibe. Onlar da tutup bu zavallıları kurşuna dizmesin mi? Sonraları darbe yapan bu yönetim devrilir ve bu örgüttekiler idama mahkum olur. Zırvalığın daniskası eylemler silsilesini görmekteyiz. Bu kadar absürtlük olmaz denilmesin. Oluyor. Olmuşluğu çok. Yazar, bu incecik fakat nefis hicvini de bu sözde hayal mahsulü ülkede geçmiş izlenimiyle zihnimize kazır da kazır. Afallatır her an bizleri.

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 28 Kas 2017

İspanyolların en büyük yazarlarından ve çağımızın en büyük zekalarından biridir Unamuno. Sanırım hak ettiği ilgiyi bulamamış, kitap delisi addettiğim bazı arkadaşlarımın bile dikkatinden kaçan bir büyük dehadır. Adına edebiyat tarihi kitaplarında şöyle bir rastlarız, o kadar.

Yazarı tanıdığım ilk kitap: Sis. Annesinin ölümünden sonra kendisine büyük bir miras kalan, aylaklığı edebiyatımızdaki aylaklara (bkz. Yusuf Atılgan - Aylak Adam) benzemeyen, Atılgan'daki gibi her hatunu düşürüp, para çarçur etmeyi aylaklık sanan ve çocukluğunda yaşadığı sözümona trajediden ağlak ağlak bahsedip duran Atılgan'ın söz konusu romanından çok daha başka bir aylaklık profili çizen, prensipleri, ilkeleri olan ve evet, bol bol düşünen, bol bol çuvallayan, aldanan ama aldatmayan, kandırılan ama kandırmayan bir "aylak"la karşı karşıyayız bu romanda.

Varoluşçu yazarlardan olan Unamuno'nun bu kitabında, aylağımız Agusto, kitabın sonunda yazarıyla/yaratıcısıyla karşı karşıya gelir. Ona özgür olmak istediğini söyler. Özgürleşmek arzusuna giden süreci bilmeyi, anlamayı okura bırakmalı. Susalım.

Okuyun!..

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 27 Kas 2017

Maupassant, eserlerinde ağır bir üslup tercih etmeyip, doğal, yalın ve doğrudan bir anlatım tarzı benimsediği için sertçe eleştirilmesine şöyle bir serzenişte bulunur:

"Düşüncenin tüm nüanslarını verebilmek için bugün bize sanatçı anlatısı adı altında empoze edilen eksantrik, karmaşık, kalabalık ve anlaşılmaz bir söz dağarcığına gerek yok; tam tersine, bir sözcüğün tüm değer değişimlerini, kapladığı yere göre açık bir saydamlıkla ayırt etmek gerek. Bize anlamın muğlak gölgelerini ifade eden az sayıda kelime, fiil ve sıfat verin. Cümlelerimiz doğru yerlerde bölünsün ve ezgiyle, ritimle dolu kurulsun. Nadir terimler koleksiyoncusu olmaya çalışacağımıza, birer yetkin üslupçu olmaya çalışalım."

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 26 Kas 2017

Felsefe meraklıları için başlangıç kitabı olarak okunabilir. Dili sade, anlaşılır, onlarca örnekle felsefenin büyük zekalarının büyük kuramları detaylıca anlatılıp işlenmiş. Felsefe okumaya heves edip, tercümesi berbat kitaplara bulaşanlar, felsefenin anlaşılmaz olduğunu sanıp, bu hevesi yolun başındayken söndürüyorlar. Oysa, bir felsefecinin de dediği gibi, asıl maharet, Marx'ın kuramlarını yedi yaşındaki çocuğa dahi anlatabilmekte.

Çevirisi Ahmet Arslan'a ait. Kendisi türkçede en iyi felsefe kitaplarını kaleme alan bir felsefe tarihçisi, bir akademisyen.Bu kitabı çevirenin böylesine üst düzey bir felsefeci olduğunu söylersek, herhalde kitabı okuyanlar bu kitabın ne denli yetkin bir elde çevrildiğini anlamış olacaklardır.

Felsefeye merakınız varsa, bu alanda okuma yapmaya başlayacaksanız bulabileceğiniz en iyi başlangıç kitaplarından biridir bu. Batıda bazı üniversitelerde felsefe bölümü öğrencilerine ilk okutulan kitaplardan olması da bu yüzdendir.

Bir okumaya başlayın.. Siz de seveceksiniz, siz de...

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

Bu ünlü bilimkurgu klasiği, beni bilimiyle değil, kurgusuyla da değil, felsefi zeminiyle vurdu. Çok mu katılacağım, enfes tespitler silsilesi yağdırmakta kitap? Yoo, ondan değil. Ortaya attığı hemen her savın sıkı bir temellendirmesi var. Bu açıdan, yazar, oy hakkı, vatandaşlık, yurtseverlik, demokrasi, savaş, askerlik, felsefe, tarih, geçmiş, gelecek, kolonicilik, sömürü, düzen, düzensizlik gibi konular üzerine, belli ki çokça düşünmüş. Bir deneme şeklinde kaleme alınmış olsaydı dahi, benim açımdan değerinden bir şey yitirmezdi; işte böylesi fikirlerin zemin bulduğu, okuru kafa yormaya zorlayan, kafa yormak istemeyenlerin kitabı zaten yarım bırakacakları, yer yer sıkıcı olmasına rağmen sırf konuların ele alınış şekilleri ve nasıl temellendirileceğine dair merakla beni son sayfaya kadar taşımış olan bir kitap. 97 yılında filme de uyarlanmış, belki oradan hatırlarsınız.

Kitabın konusuna gelirsek..

Zengin, paralı, kalburüstü bir ailenin ferdi olan kahramanımız, mezun olur olmaz, soluğu askerliğe başvurmakta alır. Bunda biraz yakın arkadaşı Carl'ın, babası zengin olmadığı için bir nevi mecburiyetten askeriyeye başvuran şu bizim fukara Carl'ın, biraz da Carmen'in, şu matematiği de iyi olan ve askeriyede pilot olmayı kafasına koymuş güzel Carmen'in gazıyla, ailesinden habersiz, duyulduğunda kendisine karşı tavır alacak olan babası ve iki gözü iki çeşme annesini karşısına alma pahasına, bir heyecan gidip başvuru yapar. Bir de askerliğini tamamlayanlar tam vatandaş sayıldıklarından, oy kullanabilmektedirler, bu da babasından bağımsız kendi istekleri doğrultusunda bir hayat yaşayıp, kendi seçimlerini yapma noktasında kahramanımızı cezbetmişe benzer. Yaşasın ergenlerin ebeveynlere isyanı, hurraaa..

Dersleri ortalamanın biraz üzerindedir, ama buna bakılmaz. Çevik Piyade grubuna alınır. Biraz da eğitimli haline güvenerek yüksek mevkiler beklerken, piyade olmak ilkin şaşırtır, üzer kendisini, ama bulacağı teselli kendisine ulaşmakta gecikmez: Piyadeler askeriyenin bel kemiğidir, her şeyi onlar yapar, diğerleri sadece komut verir.. He yavrum, he.. Geçelim.

Kahramanımız Rico'nun askerlik şartları çetindir. Öyle ağzında puro, kucağında bir dilberle, ota boka kurşun yağdıran Tennessee delikanlısı yoktur karşımızda. Buradaki şartlar, tıpkı ülkemizde askeriyede çektiği zorlukları anlatan, yer yer patates soyan, tuvalet temizleyen, salya sümük nöbet tutan yurdum insanının yaşadıklarıyla inanılmaz paralellikler taşır. Acemi Birliği'nden Ustalığa geçer geçmesine ama, bu süreçte hem ruhen hem de fiziken değişmiştir, ayrıca askerliğe bakışı da olgunlaşmış, değişmiş, pekişmiş, gelişmiştir. Mantığa usa sığmayan şeyler görür bazen (mesela yakın bir arkadaşının, yat komutuyla karınca yuvasına yatması, kalk komutu almadığı halde aniden yerinden kalkması ve bu nedenle emre karşı itaatsizlik etmesi sonucu aldığı kırbaç cezası), bazen de kapsüllere girip başka gezegendeki kendi deyişiyle böceksileri öldürmek için atlayış yaparken korku ve titreme nöbetleri yaşar.

Galaksideki diğer yıldız sistemlerindeki gezegenlere gidip, onlara insanlığın gücünü göstermek ve direnişlerini kırmak için ani baskınlar düzenlenir ve Rico da bu baskınlarda aktif görev almaktadır. Göreve katılmadığı zamanlarda, tarih ve ahlak felsefesi dersleri alır, bu dersler yükselen her subay adayı için zorunludur, uzay gemisinde verilir ve bu dersler nedeniyle, kahramanımızın kafası kah karışır, kah olgunlaşır, oturdu derken gene karışır, gene pişer, şaşar, taşar. Neyse, askeriyenin ulu amacı, galaksideki öteki türlerin yayılmasını önlemek, yaşadıkları yerlerden de onları def edip, oraları sömürgeleştirmek.. Bu hikaye oldukça tanıdık. Neden kovalım? Çünkü onlar böceksi, çünkü onlar sümüksü, öcü onlar öcü.. Oysa dünyalılar öyle mi!.. God bless our World.

Hızımı alamayıp tüm kitabı anlatacaktım, burada durmalıyım. Özetle, kitabı okuyanlar dönecektir şaşkına.. Uranüs aşkına!

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

BİR KİTAP PARODİSİ: DONUŞUM
Donuşum adlı bu romanda, sabah uyandığında donmak üzere olduğunu gören Rıfkı Konmaz'ın, gece ansızın odasına girip, yorganı üzerinden kimin çekip aldığını öğrenmeye yönelik arayışı konu ediliyor. Uyanır uyanmaz vücudunun büyük bölümünün donduğunu gören Rıfkı Konmaz, kımıldayamayacak hale gelmesine yol açan bu "donuşum"a neden olan yorgan hırsızının kim olduğuna yönelik çabalar içine girecektir... Tabii, vücudu çözülür çözülmez...

Fırat Kafkas'ın korkutucu olaylar, nefis betimlemeler ve ince dokundurmalar içeren son romanı "donuşum", ansızın ortadan kaybolan ve bu kayboluşa kimin veya neyin yol açtığı ile ilgili okuyucuyu bir bilinmezlikler dehlizine iten, kısacası kayıp bir yorganın izini süren kabus dolu bir roman.. Gergin okumalar!..

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

"Aptal insanlarla asla tartışmayın; önce sizi kendi seviyelerine çeker ve ardından da tecrübeleri ile alt ederler."

Mark Twain

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

"Hafızası zayıf olan insanlar, unutulmaz anlar yaşayamazlar!"

Georges Perec

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

"Muhtemelen her birimizde, randevumuz olan kitapları bir kenara ayırma, bir yerlere koyma fikri vardır; onlarla buluşacağızdır, ama ileride, çok ileride, hatta belki başka bir hayatta. Son saatlerinin gelip çattığını anladıklarında, Proust'u hâlâ okumadıklarını fark eden o ölüm döşeğindeki insanların sızlanması korkunçtur."

Jean-Claude Carriere, Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Can Yayınları

Eyüp Tatar tekrar paylaştı. 23 Kas 2017

"Hümanist kafa karışıklığına hoş bir örnek: 'Sudanlı halkların iletişim gereksinimleri'ni incelemek için biri görevli olarak Sudan'a gönderilmiştir. Sudanlılar iletişim kurmayı bilmiyorlar mı? Ama asıl mesele, aç oldukları ve onlara hintdarısı yetiştirmeyi öğretmek gerektiğidir. Sudanlılar'a tarımbilim uzmanlarının gönderilmesi çok pahalıya mal oldupundan, tüm bunlar onlara video kasetleriyle öğretilecektir. Dolayısıyla iletişim çağına girmeleri gerekir: Hintdarısı, teypten ve videodan geçer. Fiş takılı değilse, ağza atılacak hiçbir şey yoktur. Böyle olunca da şehirlerle köylere teypler sokulur. Ne yazık ki yerel mafya, ağı ele geçirir ve eğitim kasetlerinin yerine kazançlı bir porno kaset pazarı yerleştirir. Bu da halkı hintdarısı ekiminden daha fazla memnun eder. Porno, hintdarısı, video; aynı kavga. İletişimin pembe ve siyah kitabına yazılacak bir masal daha!"

Jean Baudrillard