Yalnız olmanın en garip yanı nedir, biliyor musunuz? Yalnızlaşırken yalnızlaştığınızın asla farkına varmazsınız. Etrafınızda kimsenin kalmadığının farkındasınızdır ama ufak tefek şeylerle meşgul olursunuz. Kimsesizliğe alışırsınız fakat sizi kendinize getirmeye tek bir şey yeter ve ansızın, yıllardır bu cenderenin içinde yapayalnız olduğunuzu fark edersiniz.
Kimseciklere anlatmadığınız bazı şeyler vardır. İnsanlar sormadığından değil, sırf sizi aklı başında, mantıklı bir insan evladı olarak görmeye devam edebilsinler diye anlatmamayı yeğlediğinizden. Bu evin içinde şahit olduklarımı -kan, çığlıklar, haylazlar, çırpı bacaklı ve ince parmaklı o uzun adam- kimse dinlemek istemezdi. Dinleyenlerin de benimle konuşmayı sürdüreceğinin garantisi yoktu. Hayır, en iyisi çenemi tutmaktı; neticede kol kırılsa da yen içinde kalırdı, öyle değil mi?
Her şey bir anda olmaz, elbette. Yavaş yavaş, çaktırmadan başlar. Başlarda değişiklikleri fark etmezsiniz bile ve kendilerini gösterdiklerinde o kadar küçüktürlerki onları gönül rahatlığıyla kabullenir, hayatınıza minicik bir ayar çekersiniz. Herkes hayatına minicik bir ayar çekebilir. Çok geçmeden daha büyük bir değişiklik olur ama siz yine kolaylıkla ayak uydurursunuz. Gerçekten lafı bile olmaz. Bir değişiklik daha, bir ayar daha derken bir de bakarsınız ki esasen tanınmaz hale gelen fakat normal sandığınız bir hayat sürmeye başlamışsınız. Bir yabancının hayatını yaşıyorsunuzdur artık fakat bundan hiç rahatsız olmazsınız.
"Ayırdığım tüm zamana değiyorsun," dedi Barış. "Benden hoşlanıyorsun, bende senden hoşlanıyorum. Üstelik elini tutmayı da çok seviyorum. Sevgilim olsana."
Yazarın yazdığı eserde önceki eser ve/veya eserlerinden izler taşıması o kadar güzel bir detayki.. Çok hoşuma gitti.
"Seni boğan düğümleri ellerinle her açtığında, gücüne bir ilmek atıyorsun aslında.
Kötüyü yıkıyor, iyiyi inşa ediyorsun.
Terse yatan saçlarını düzeltiyor, suyu ısıtıyor, yerleri siliyor, evini topluyorsun.
Ve bunların hepsi kafanın içinde, anlıyor musun?"