Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileriyle bütünleşmeleridir.
Sık sık rastlanan "büyük aşk" diye anlatılan (ve çoğunlukla film ve romanlara konu olan) bir yalancı sevgi biçimi de putlaştırıcı sevgidir. Eğer kişi kendi güçlerinin üretici bir biçimde dışarı taşmasıyla bir özdeşlik, bir Ben'lik duyacak düzeye gelmemişse, sevdiği kişiyi "putlaştırmak" ister. Kendi güçlerine yabancılaşmıştır, onları sevdiği kişide arar, ona tapar, onu tüm mutluluğun, ışığın, sevginin kaynağı olarak görür. Bu süreçte kendini tüm güçlerinden yoksun bırakır, sevdiği kişide kendisini bulacağı yerde onda kendini yitirir.
Eğer toplum yapısı bir otoriteye boyun eğiyorsa ⁃otorite ister açık ve seçik görülsün, ister piyasa ve kamu düşüncesiyle genel olsun- onun Tanrı kavramı çocukça olacak, olgunlaşmış kavramdan çok uzaklarda bulunacaktır.
Tüm bunlardan varılacak nokta, Tanrı'ya olan sevginin kişinin anne babasına duyduğu sevgiden ayrılamayacağıdır. Eğer kişi annesine, kabilesine, ulusuna duyduğu sapkın bağlılıktan kendini kurtaramaz, cezalandıran ve gönlünü alan babaya ya da herhangi bir otoriteye çocukça bağlılığını sürdürürse, Tanrı'ya daha olgun bir sevgi besleyemez; böylece onun inancı Tanrı'nın koruyucu anne ya da cezalandırıcı baba olduğu dinin ilk evrelerine takılı kalır.