İç Çocuğu gelişmemiş kişinin en önemli özelliklerinden biri, otorite yanındayken ona sınırsız boyun eğmesi, otorite yanından uzaklaşınca da son derece sorumsuz davranmasıdır.
Anne sevgisi koşulsuzdur, koruyucudur, sıcak bir sığınaktır. Koşulsuz olduğu için denetlenemez ya da elde edilemez. Onun varlığı sevilen kişiye neşe verir, yokluğu yitme duygusu ve derin bir mutsuzluk yaratır. Anne çocuklarını "iyi" oldukları, itaatli, onun dilek ve isteklerini yerine getirdikleri için değil, salt kendi çocukları oldukları için sevdiği sürece anne sevgisi eşitlik temeline oturur.
Çağdaş insanın bencilliği, gerçekten birey olarak kendine gösterdiği ilgi, zekâsının, tutkularının, duygularının üzerine düşmesi midir? "O", sosyoekonomik konumunun bir uzantısı haline gelmemiş midir? Bencilligi kendini sevmekle özdeş midir, yoksa kendine olan sevginin eksikliği sonucu mudur?
Kişi, cinsel sevgide önemli bir etmeni gözden kaçırır: Birini sevmek sadece güçlü bir duygu değildir; bir düşünce, bir yargı, verilen bir sözdür. Eğer sevgi sadece bir duygu olsaydı, karşılıklı verilen sonsuza kadar sevme sözlerinin hiçbir temeli kalmazdı. Duygu geldiği gibi gider; içinde yargı ve düşünce yoksa, sonsuza dek süreceğinden nasıl emin olabilirim?
Bu görüşleri dikkate alırsak, sevginin iki kişiye ait istem, kesin karar olduğu ve bunların herhangi bir kişi olabileceği yargısına varabiliriz. Evlilik ister başkaları tarafından düzenleniyor olsun, ister kişisel tercih sonucu, bir kez kuruldu mu evliliğin sürekliliği istem tarafından güvence altına alınmalıdır.
Eğer birini seviyorsam herkesi seviyorumdur; dünyayı, yaşamayı seviyorumdur. Eğer birine "Seni seviyorum" diyebiliyorsam, "Sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum'' da diyebilmeliyim.