“Tanabay, dağlara ve gökyüzüne bakarken, insanların hepsinin birden talihli, mutlu olamayacağını düşündü. Karşısında ulu dağlar vardı: Bir yanı pırıl pırıl,aydınlık,bir yanı gölgeli.Aydınlık ve gölgeli nasıl yan yana ise,insanın kaderi de öyle,mutluluk ve acıyı beraber getiriyor. Bir yanda kıvanç, bir yanda kaygı. Hayat dediğin böyleydi işte…”
“ Niçin böylesin? Neden beni en yüksek emellerimden en çirkin arzularıma kadar, iki benliğimin müşterek bütünü ve tam realitesi içinde kabul etmiyorsun, Samim? Niçin beni hep ikiye bölüyosun? Ve kendi kendimle mücadeleye mecbur ediyorsun? Ne olur işte, böyle, sana buhranlarımın bütün çıplaklığı içinde görünsem, dökülsem, hiçbir korku duymasam senin fikirlerinden. Senin o affetmez kanunlarından. “