"Yeni ve müstesna olan şey hayretimizi celbeder, beklenmedik olan şey bizi şaşırtır, büyük ve güzel olana da hayran oluruz." diyor
Adam Smith bu kitapta ve yeniliğe geliştirilen kimi zaman hayranlık kimi zaman dirençler olduğunu görüyoruz. "Yerleşik bir sistemin düzeltilmesi gerektiğine insanları ikna ederseniz, o sistemin yok edilmesi gerektiğine ikna etmeniz çok zor olmayacaktır." diye de ekliyor yazar, felsefeye bakışı ve Astronomi tarihini kendince özetlerken. Evet bu kitaba bir özet diyebiliriz. Yazarın kendi okumaları ve notları ışığında filozofların ve astronomların gök cisimlerini ve hareketlerini tanıma ve anlamlandırma çabalarını Eski Yunan'dan Newton'a kadar özetlemiş. Bir tarih kitabı ciddiyetinde değil ya da bilim kitabı da değil. İşin felsefesini anlamaya yönelik yalın bir anektod kitabı. Benim gibi astronomiye ilgiliyseniz çokça keyif alacağınız bir kitap. O sürece bir de filozof
Adam Smith gözünden bakınca felsefi ve dini kanonların nasıl olup da uzun yıllar güneş merkezliliği, dünyanın dönüşünü kabul etmediğini anlayabiliyorsunuz. Yazarın bulunduğu konum itibariyle batı merkezli bir okuma yaptığını söylemeye gerek bile yok ancak az da olsa Müslüman bilim isanlarından da bahsetmiş. O kısımdan bir alıntıyla notumu bitiriyorum. İlgilisine iyi okumalar...
"İnsanların medenileşmesi için çalışan bu büyük fatihlerin yitip gitmesinden sonra Müslümanların İmparatorluğu bu tür bilimlerin üretilmesi için gereken sükunetin bulunabileceği ilk devlet olmuştu. Bu cömert ve muazzam hükümdarların himayesi altında Yunanlıların antik felsefesi ve astronomisi doğuda ihya oldu." (s. 56)
Cengiz Aytmatov 'u bir kez daha hayranlıkla okudum, ilerde inşallah çocuklarıma da okurum. Masallar ve Efsaneler öyle güzel ki, kültürü, tarihi anlatıp değerleri öğretmesinin yanında öyle bir şey yapmış ki yazar, Moskova sokaklarında kahraman manas ve askerlerini tüm heybetiyle polisin karşısına dikmiş, hikayedeki karakterleri o şekilde kurtarmış Rusya'dan. Bu meydan okuma çok kıymetli. Öte yandan mankurt zaten biliniyordu ama bir ana geyik efsanesi var ki; o da içleri yakıyor ve ciddi eleştiriler barındırıyor. Ana geyiğin kurtardığı çocukların soyu, geyikleri avlar ve o bölgede yaşatmaz hale geliyor.. Aynı soydan gelsek de bunlar Kırgız masalları, efsaneleri.. Bizim de yeni masallarımız yazılsın efsaneleriz söylensin isterim... Yeni şeyler söylemek lazım.. Neden olmasın..
Yazarın kelime haznesi inanılmaz, ilk kez karşılaştığım, anlamına baktığım, hayranlık duyduğum pek çok kelimeyi not aldım. Öyküler sanki özensizce çala kalem yazılmış gibi dururken içinde hazineye malik viraneler gibi derin meseleler, kıymetli cümleler var. Kitabı genel olarak şaşırtıcı buluyorum, hikaye olarak beğenmesem de yazarın dil işçiliğine saygı duyuyor şapka çıkarıyorum efendim,
Yalnızız bitti. Bu kitaba iyi ya da kötü diyemicem sanırım. Öncelikle kullandığı zevkli edebiyat dili için
Peyami Safa nın hakkını teslim edeyim. Çok güçlü ve güzel bir dili var yazarın. Bunun yanında kültürel ve tarihi birikimi de kitap içinde kitap halinde inşa ettiği Simerenya yazılarında gün yüzüne çıkıyor ne var ki hikaye vasat(ortalama) ve travmatik tv dizilerine tam teşekküllü hikaye çıkar. Kitap Besim karakterini merkezinde etrafındaki kadın karakterlerle ilişkisi düzleminde ilerliyor sanki yarıya kadar yeğeninin hikayesiyken bir noktadan sonra kız arkadaşının hikayesine odaklanıyor.. Ve kötü son.. Üzücü yani bir