Bahtiyar olmaya alışmamış insanların, her saadetin arkasında pusu kuran fena talihlerin bir suikastinden ürkmelerine benzeyen şüphesiz bir korku içinde sevincini frenliyordu.
Meselenin hepsini topyekûn reddetmekte de insan düşüncesinin cevherine ve şerefine aykırı bir inkar konforunun cazibesine kapılıp aldanmak ihtimali olduğunu seziyordu. Eğer zekanın işi madde ile oynamaktan ibaret olsaydı, onun mahiyetini anlamaya kadar varmayan iştahı dar münasebetler arasında gıdasını bulacak ve doyacaktı. Doymuyor işte. Ve bu açlık hep rahatsız ederdi.