Palyaço İsmaiL / 小丑伊斯梅爾'in Kapak Resmi

E- Kitap Kitap Okuyanlar İçin
Arkadaşlar, sizde benim gibi arada Pc, Laptop, telefon yada tablet gibi cihazlarda kitap okuyorsanız. Buyurun size kullanımı kolay iki uygulama programı. Mavi ışık filtreleme, gözleri dinlendiriyor.


1. Program Iris isimli program
linki : https://iristech.co

2. Program iBlue Lite Blue Light Filter isimli adroid sitemler için tasarlanmış, tablet ve telefonlar için ideal.
Linki : https://play.google.com/....blueflite&hl=tr

E-Kitap Çılgınları Buraya!
Yine çok kapsamlı dev bir arşiv paylaşmak istiyorum sizlerle. Konularına Göre Ayrılmış Dev E-Kitap Arşivi. Özellikle ilimle uğraşan ve Tez hazırlayanlar kapışın! :)) Ayriyeten paylaşalım ve yayalım herkes hücum etsin kitaplara, okumayan kardeşlerimiz kalmazsın lütfen! Umarım faydası olur. Okuyan ve okuyacak olan herkese keyifli okumalar Türkiye...

Kapışıp, hücum edeceğiniz link burada : http://www.teknohocasi.com/...-dev-e-kitap-arsivi/

Çizgi Romancılar Buraya!
E kitap çılgınları, sizle paylaşacağım çizgi roman DEV arşivlerim var. Hadi buraya hemen hucum! Umarım okuyup keyif alırsınız. Paylaşalım herkes faydalansın!

1. Site Çizgi roman Vadisi : https://www.cizgiromanvadisi.com/index.asp

2. Site 23 GB'lık dev çizgi roman arşivi : http://turbobit.net/wr9np34rdoni.html

3. Site 1,5 GB'lık çizgi romanımız : https://cloud.mail.ru/public/MqEU/kLuder2UB

4. Site İsimli Klasör Çizgi roman arşiv : https://mega.nz/...TkFjPi0svsA!0dwRURya

5. Karışık Çizgi roman : https://mega.nz/...L01sHkmQTGw!cZwShILA

6. Tommix Sevenler : https://cloud.mail.ru/public/3wpi/8QDiEiKLf

7. Çizgi roman İndir sitesi : http://www.ucretsizkitaplar.org/...man-kitaplari-indir/

8. Zagor Serisi : http://turbobit.net/exkp70dh7cvt.html

Birazda Manga paylaşalım :))

1. Site Manga : http://mangaciadam.blogspot.com.tr

2. Site Mangamız : http://www.mangavadisi.org/Konu-Manga-Indirme.html

3. Klasöre ayrılmış anime mangalar : https://yadi.sk/d/ZMiU5qS26SEf2

4. Şeker kız Candy : http://sekerkizcandyweb.tr.gg/...C7izgi-Roman-k2-.htm

5. Manga sitemiz burada resmin üzerine tıklıyorsunuz iniyor : http://my-hero.wixsite.com/line/manga

6. Burada da ufak çaplı mangalar var : http://www.animesue.com/...45-manga-indirme.htm

Yok ben bedava okumam, ille para ile alıp okuyacağım diyorsanız. İşte size parayla istediğiniz Çizgi roman türünü bulup, alabileceğiniz dev bir site.
https://www.kertenpelex.com/cizgi-roman/anime-manga/

Umarım bütün bunların faydası olur, ama siz beni sevmeseniz de olur, hiç mühim değil. Keyifle ve mutlulukla okuyun sevgili kitap dostlarım...

E-Kitap Kütüphanesi!
Kütüphane boyutu şu an yaklaşık 100 GB bilginiz olsun ve devamlı olarak güncelleniyor. Sizde bitmeden alın ve sıcak sıcak keyfini çıkarın kitapların. Okuyun ve okutun ülkemin insanları... Paylaşın herkes faydalansın bu kaynakları. Dilediğinizce kitaplara saldırın, hücum sevgili kitap sevenler. :))

E-Kitap Kütüphane linki : https://mega.nz/...WEcNG8qmIy5od9HJ3ZXg

Şifre falan isterse, her ihtimale karşı şifrede yazıyorum!
Buda şifresi : !c3WEcNG8qmIy5od9HJ3ZXg

Büyük Pdf kitap bilgi arşivi
Özellikle tez hazırlayanlar için çok önemli kaynaklar içeren bir site paylaşmak isterim. Umarım faydası olur. Bu sitede sinemadan tutun, bilime, felsefeye ve dine her tür bilim özellikli eserlere ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar Türkiye...

İşte Link : https://sinekutuphane.wordpress.com/...p-arsivi-pdf-arsivi/

Eskici
Vapur rıhtımından kalkıp tâ Marmara'ya doğru uzaklaşmaya başlayınca yolcuyu geçirmeğe gelenler, üzerlerinden ağır bir yük kalkmış gibi ferahladılar;
-Çocukcağız Arabistan'da rahat eder.
Dediler, hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.
Zaten babadan yetim kalan küçük Hasan, anası da ölünce uzak akrabaları ve konu komşunun yardım ile halasının yanına, Filistin'in ücra bir kasabasına gönderiliyordu.
Hasan vapurda eğlendi, gürül gürül işleyen vinçlere, üstleri yazılı can kurtaran simitlerine, kurutulacak çamaşırlar gibi iplere asılı sandallara, vardiya değiştirilirken çalınan kampanaya bakarak çok eğlendi. Beş yaşında idi; peltek, şirin konuşmaları ile de güvertede yolcuları epeyce eğlendirmişti.
Fakat vapur, şuraya buraya uğrayıp bir sürü yolcu bıraktıktan sonra sıcak memleketlere yaklaşınca kendisini bir durgunluk aldı. Kalanlar bilmediği bir dilden konuşuyorlardı ve ona İstanbul'daki gibi:
Hasan gel!
Hasan git!
Demiyorlardı ismi değişir gibi olmuştu. Hassen şekline girmişti:
Taal hun yâ Hassen.


Taal hun yâ Hassen.
Diyorladı yanlarına gidiyordu.
Ruh yâ Hassen.
Derlerse uzaklaşıyordu.
Hayfa'ya çıktılar ve onu bir trene koydular.
Artık ana dili büsbütün işitilmez olmuştu, Hasan köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.
Fakat hem pür nakil çiçek açmış, hem yemişlerle donanmış güzel, ıslak bahçe­ er de tükendi; zeytinlikler de seyrekleşti.
Yamaçlarda keçiler otlayan kuru, yalçın, çatlak dağlar arasından geçiyorlardı. Bu keçiler kapkara, beneksiz kara idi; tüyleri yeni otomobil boyası gibi aynamsı bir cila ile, kızgın güneş altında, pırıl pırıl yanıyordu.
Bunlar da bitti: göz alabildiğine uzanan bir düzlüğe çıkmışlardı; ne ağaç vardı, ne dere, ne ev! Yalnız ara sıra kocaman kocaman hayvanlara rast geliyorlardı; çok uzun bacaklı, çok uzun boylu, sırtları kabarık, kambur hayvanlar trene bakmıyorlardı bile. Ağızlarında beyazımsı bir köpük çiğneyerek dalgın ve küskün arka arkaya, ağır ağır yumuşak yumuşak, iz bırakmadan ve toz çıkarmadan gidiyorlardı.


Çok sabretti, dayanamadı, yanındaki askere parmağı ile göstererek sordu;
- O ne?
-Cemel! Cemel! dedi.
Hasan'ı bir istasyonda indirdiler. Gerdanından, alnından, kollarından ve kulak­larından biçim biçim, sürü sürü altınlar sallana sallana kara çarşaflı, kara çatık kaşlı, kara iri benli bir kadın göğsüne bastırdı. Anasınınkine benzemeyen, tuhaf kokulu, fazla yumuşak, içine gömülüverilen cansız bir göğüs.
- Yâ habibi! Ya aynî!
Halasının yanındaki kadınlar da sarıldılar, öptüler, söyleştiler, gülüştüler. Bir­çok çocuk da gelmişti; entarilerinin üstüne hırka yerine elbise ceket giymiş, saçları perçemli, başları takkeli çocuklar...
Hasan durgun, tıkanıktı; susuyor, susuyordu. Öyle, haftalarca sustu.
Anlamaya başladığı Arapçayı, küçücük kafasında beliren bir inatla konuşmayarak sustu. Daha büyük bir tehlikeden korkarak deniz altında nefes almamaya çalışan bir adam gibi tıkandığını duyuyordu, yine susuyordu.
Hep sustu.


Şimdi onun da kuşaklı entarisi, ceketi, takkesi, kırmızı merkupları vardı. Saçlarının ortası, el ayası kadar sıfır makine ile kesilmiş, alnına perçemler uzatılmıştı. Deri gibi sert, yayvan tandır ekmeğine alışmıştı; yer sofrasında bunu hem kaşık, hem çatal yerine dürümleyerek kullanmayı beceriyordu.
Bir gün halası sokaktan bağırarak gelen bir satıcıyı çağırdı.
Evin avlusuna sırtında çuval kaplı bir yayvan torba, elinde bir ufacık iskemle ve uzun bir demir parçası, dağınık kıyafetli bir adam girdi. Torbasında da mukavva gibi bükülmüş bir tomar duruyordu.
Konuştular, sonra önüne bir sürü patlak, sökük, parça parça ayakkabı dizdiler.
Eskici iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Bu dört yanı duvarlı tek kat, basık ve toprak evde öyle canı sıkıyordu ki... Şaşarak, eğlenerek seyrediyordu: Mukavvaya benzettiği kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyla kesişine, ağzına bir avuç çivi dolduruşuna, sonra bunları birer birer, İstanbul'da gördüğü maymun gibi, avurdundan çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhlayışına, deri parçalarını, pis bir suya koyup ıslatışına, mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürüşüne, hepsine bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.


Bir aralık nerede ve kimlerle olduğunu keyfinden unuttu, dalgınlığından ana diliyle sordu.
- Çiviler ağzına batmaz mı senin?
Eskici başını hayretle işinden kaldırdı. Uzun uzun Hasan'ın yüzüne baktı:
Türk çocuğu musun be?
İstanbul'dan geldim?
Ben de o taraflardan... İzmit'ten!
Eskici saç sakal dağınık, göğüs bağır açık, pantolonu dizlerinden yamalı, dişleri eksik ve suratı sarı, sapsarıydı; gözlerinin akına, kadar sarıydı. Türkçe bildiği ve güldüğü, İstanbul taraflarından geldiği için Hasan şimdi onun sade işine değil, yüzüne de dikkatle bakmıştı. Göğsünün ortasında, tıpkı çenesindeki sakalı andıran kırçıl, seyrek bir tutam kıl vardı.
Dişsizlikten peltek çıkan bir sesle tekrar sordu:
Ne diye düştün bu cehennemin bucağına sen?


Hasan anladığı kadar anlattı.
Sonra Kanlıca'daki evlerini tarif etti; komşusunun oğlu Mahmut'la balık tuttuklarını, anası doktora giderken tünele bindiklerini, bir kere de kapıya beyaz boyalı hasta otomobili geldiğini, içinde yataklar serili olduğunu söyledi. Bir aralık da kendisi sordu:
- Sen niye burdasın?
Öteki başını ve elini söyle salladı. Uzun iş mânâsına ve mırıldandı:
- Bir kabahat işledik de kaçtık!
Asıl konuşan Hasan'dı, altı aydan beri susan Hasan. Durmadan, dinlenmeden nefes almadan, yanakları sevincinden pembe pembe dudakları taze, gevrek, billur sesiyle biteviye konuşuyordu. Aklına ne gelirse söylüyordu. Eskici hem çalışıyor, hem de ara sıra "Ha! ya? öyle mi?" gibi dinlediğini bildiren sözlerle onu söyletiyordu; artık erişmeyeceği yurdunun bir deresini, bir rüzgârını, bir türküsünü dinliyormuş gibi hem zevkli, hem yaslı dinliyordu; geçmiş günleri, kaybettiği yerleri düşünerek benliği sarsıla sarsıla dinliyordu.
Daha çok dinlemek için de elini ağır tutuyordu.
Fakat, nihayet bütün ayakkabılar tamir edilmiş, iş bitmişti. Demirini topraktan çekti, köselesini dürdü, çivi kutusunu kapadı, çiriş çanağını sarmaladı. Bunları hep aheste aheste yaptı.


8 Hasan, yüreği burkularak sordu:
Gidiyor musun?
Gidiyorum ya, işimi tükettim.
O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları bir biri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları dışarının rengini, geçilen manzaraları içine alarak nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.
- Ağlama be! Ağlama be!
Eskici başka söz bulamamıştı. Bunu işiten çocuk hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlamaktadır; bir daha Türkçe konuşacak adam bulamayacağına ağlamaktadır.
- Ağlama diyorum sana! Ağlama.
Bunları derken onun da katı nasırlanmış yüreği yumuşamış, şişmişti. Önüne geçmeye çalıştı ama yapamadı, kendisini tutamadı; gözlerinin dolduğunu ve sakallarından kayan yaşların, Arabistan sıcağıyla yanan kızgın göğsüne bir pınar sızıntısı kadar serin, ürpertici, döküldüğünü duydu.

REFİK HALİT KARAY