Kitabı okurken zaman zaman gereksiz ayrıntılar ve uzun, sıkıcı betimlemelerle karşılaştım. Cümlelerin birbirine tam oturmaması da akıcılığı biraz bozmuş. Bu da okuyucuyu hikâyeden uzaklaştırıyor. Ama yazarın ilk kitabı olduğunu düşününce bu durumu anlayışla karşılamak gerekiyor.
Ustler’in psikoloğuyla ilk görüşmesinde “senli benli” konuşması ve psikoloğun da aynı şekilde cevap vermesi bana biraz tuhaf geldi. Gerçek hayatta böyle bir diyalog olası değil gibi. Ayrıca yer yer yapılan kelime oyunları da hikâyeye katkı sağlamaktan çok, gereksiz bir süsleme gibi duruyor.
Ustler ve Hank sahneleri bana Instagram’da dolaşan Hikayeden Adamlar videolarını hatırlattı. Aynı tarz bir hava vardı o bölümlerde. Bu kısımlar bayağı ve gereksizdi.
Konuya gelirsek…
Kitap ters köşe yaptı mı? Kesinlikle evet! Böyle hikâyeleri severim. Uzun bir süre “Tamam, sonu belli bu kitabın.” diye düşünürken bir anda her şey değişti. O kısımda gerçekten şaşırdım.
Yine de kafamda birkaç soru kaldı. Eğer bütün bu yaşananlar Lana’nın zihnindekilerse, bunları bir şekilde yazıya dökmesi gerekmez miydi? Böylece kadına neden şizofren teşhisi konulduğu daha net anlaşılabilirdi. Ayrıca o çiçek dövmesi konusu da biraz yüzeysel kalmıştı; keşke o kısım biraz daha derinleştirilseydi.
Tüm bunlara rağmen kitap beni şaşırttı ve düşündürdü. Okuması basit ve yormayan bir kitaptı. İlk kitap olmasına rağmen bence iyi bir başlangıç sayılabilir. Yazarın kaleminin ilerleyen zamanlarda çok daha olgunlaşacağını düşünüyorum. Ellerine sağlık.