Çocuk Lucas’ın gözlerinin içine bakarak: “Fiziksel olarak yaralandığımda bunun bir önemi yok. Ama ben başkasını yaralarsam, içimde dayanamayacağım başka bir yara açılır.”
+ “Ama biraz önce ne dediniz: Acılar geçiyor anılar köreliyor”.
Uykusuzluk çeken adam Lucas’a bakıyor. “Diniyor, köreliyor dedim, evet. Ama kayboluyor demedim.”
Bu kitabı okurken kendimi ikizlerin yerine koydum. Savaşın ortasında, hayatın acımasızlığıyla baş başa kalmış iki çocuk… Her satırda onların gözünden dünyayı gördüm, onların hayatta kalma mücadelesini, birbirlerine olan bağlılıklarını hissettim.
Yazımı o kadar yalın ve net ki, sanki ben yazmışım gibi düşündürdü bana. Anlatımda süslü kelimeler yok; sadece gerçek, sert ve soğuk bir yaşam… Ama bu yalınlık, duyguları daha derin hissettirdi. İkizlerin yaşadıkları bana, hayatta ne kadar kırılgan olduğumuzu hatırlattı.
Savaşın ve şiddetin etkilerini gördüm; sadece dışarıdan bir gözlem değil, içime işlemiş bir acı gibi… Ama aynı zamanda ikizlerin birbirlerine olan bağlılığı, dayanışması ve hayatta kalma arzusu bana umut verdi.
Sonuç olarak, Büyük Defter sadece bir hikâye değil, benim kendi düşüncelerimle iç içe geçen bir deneyim oldu. Sanki ben de o ikizlerden biriyim, hayatın sertliğini anlamaya çalışıyorum ama hâlâ direniyorum.
Büyük DefterAgota Kristof · Afa Yayınları · 1987149 okunma