Düzeyinizin biraz üstünde, iddialı gibi görünen bir görev seçmek iyisidir. Bu durum yaratıcı dinamik yasasının bir gerekçesidir: Hedef ne kadar yüksekse, içinizden o kadar fazla enerji sağlarsınız. Zorunlu olduğunuz için bu işe kalkışırsınız ve varlığını hiç bilmediğiniz yaratıcı güçlerinizi keşfedersiniz. İkincisi rahatlık ve güvenlik gereksinimizden sıyrılmanızdır. Yaratıcı çabalar yapısal olarak belirsizdir. Belki görevinizi biliyorsunuz ama çabalarınızın sizi nereye götüreceğinden emin olamazsınız. Eğer yaşamınızdaki her şeyin yalın ve güvenli olmasını istiyorsanız, bu görevin açık uçlu yapısı sizi kaygılandıracaktır. Eğer başkaları ne düşünüyor ya da grubun içindeki konumunuz tehlikeye düşecek kaygısına kapılırsanız, asla hiçbir şey yaratamazsınız. Hiç farkına varmadan aklınızı belirli alışkanlıklara bağlarsınız ve fikirleriniz bayatlar. Eğer başarısızlık ya da bir zihinsel ve parasal istikrarsızlık dönemi geçirmek kaygısına kapılırsanız, yaraticı dinamiğin birincil yasasını ihlal edersiniz ve sonuçta kaygılarınız ortaya çıkan çalışmanıza yansır. Kendinizi bir kâşif olarak düşünün. Eğer kıyıdan ayrılmak istemiyorsanız, yeni bir yer keşfedemezsiniz.
Boyutlu aklın iki temel gereksimini vardır: Birincisi belirli bir alan ya da konuda yüksek düzeyde bilgi edinmek ve ikincisi bu bilgiyi yepyeni yollarla kullanabilme açıklığı ve esnekliğine sahip olmak.
Başka kişilerin bizlerle uyumlu olmasını umut etmek büyük bir aptallıktır; ben asla böyle bir umut taşımadım. Her insanı bağımsız bir birey olarak gördüm ve tüm garipliklerini anlamaya çabaladım ama kimseden fazla yakınlık beklemedim. Böylece herkesle sohbet edebildim, çeşitli karakterler hakkında bilgi edindim ve yaşamı yönetmek için gerekli ustalığa ulaştım. -JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
Sosyal zekâ, saflık perspektifini bir kenara atıp, daha gerçekçi olmaktan başka bir şey değildir. Dikkatimizi içeri yerine dışarı odaklamayı, doğuştan sahip olduğumuz gözlemleme ve empati yeteneklerini keskinleştirmeyi içerir. İnsanları idealleştirme ve şeytanlaştırma eğilimimizi aşıp, oldukları gibi görüp kabullenme anlamına gelir. Bu düşünme biçimini çıraklık evresinde olabildiğince erken tarihte geliştirmeliyiz.