Yaşam görevinizi fark etme süreci üç aşama gösterir: Birincisi eğilimlerinizle, özgünlüğünüzle tekrar tekrar bağlantı kurmalısınız. İlk adım daima içe doğrudur. İç sesin ya da gücün işaretlerini görmek için geçmişi araştırmalısınız. Aileniz ya da akrabalarınız gibi aklınızı karıştıracak öteki seslerden uzak durmalısınız. Temel oluşturacak bir model, olabildiğince derinlemesine anlamanız gereken karakterinizin çekirdeğini arıyorsunuz. İkinci adım, bu bağlantıyı kurduktan sonda atıldığınız ya da atılmak üzere olduğunuz mesleğe bakmaktır. Bu yolun seçimi ya da yeniden yönlendirilmesi çok önemlidir. Bu aşamada yardımcı olması için çalışma kavramınızı büyütmek zorundasınız. Çoğunlukla yaşamımızda bir ayrım yaparız - bir yanda işimiz vardır. Öteki yanda keyif ve tatmin duygusu vereb iş dışındaki yaşamımız vardır. Genellikle iş yaşamını, eğlenceli yaşamı sürdürebilmek için para kazanmanın bir yolu olarak görürüz. Mesleğimizden tatmin olsak bile, yaşamımızı bu şekilfe bölümlere ayırırız. Aslında üzücü bir durumdur çünkü uyanık olduğumuz zamanın çok büyük bir kısmını işyerinde harcarız. Eğer bu süreyi gerçek zevke ulaşmak için geçmemiz gereken bir dönem olarak görürsek, çalışarak geçirdiğimiz zaman kısacık yaşam süremizde acıklı ve boşa harcanmış bir zamanı simgeler. Tam tersine işinizi görev çağrınızın esinlendirici bir parçası olarak görmelisiniz. Mesleğin ingilizce karşılığından biri olan “görev” sözcüğü Latinceden gelir ve çağırmak ya da çağrı anlamını taşır. Hristiyanlığın erken dönemlerinde belirli insanlar kiliswde bir yaşam sürmek üzere çağrılıyorlardı; onların mesleği buydu. Tam anlamıyla Tanrı’dan gelen bir sesin kendilerini bu meslek için seçtiğini duyuyorlardı. Zamanla bu sözcük sekülerleşti ve kadın erkek her insanın kendi ilgi alanına uygun herhangi bir işi ya da
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bizim arzu, sabır, azim ve güven düzeylerimiz başarıya ulaşmada yalnızca mantıklı düşünme gücümüzden çok daha büyük bir rol oynar. Enerjik ve motive olduğumuzu hissettiğimiz zaman neredeyse her şeyin üstesinden gelebiliriz. Kendimizi sıkılmış ve huzursuz hissettiğimiz zaman zihnimiz kendini kapatır ve gitgide pasifleşiriz.