Hiç kimse havailiğe hemen ulaşamaz. O bir ayrıcalık ve bir sanattır; her
tür kesinliğin imkânsız olduğunun farkına varan ve kesinliklerden tiksinen
kimselerdeki yüzeysellik arayışıdır; doğal bir şekilde dipsiz oldukları için hiçbir
yere götüremeyecek uçurumlardan uzağa kaçıştır.
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma
içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey
önereceği ânı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne
sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz...
Başkalarının kusurlarına odaklanmak, çıkmazları ve kızgınlığı doğurur. Tek taraflı erdeme sahip olmak daha faydalı olabilir: Başkaları ne yaparsa yapsın kendi sorumluluklarınıza ve kişisel davranış kurallarınıza odaklanmanın gereğini unutmayın. Bu, “suçsuzluğun mutluluğunu” getirir, çatışmaları azaltır ve başkalarının size iyi davranma olasılığını artırır.
Birkaç yönden ona benzediğimi kabul etmeliyim, ama tevazu ve geri planda kalmak bunlara dahil değil. Bu özelliklerin bir insan bu dünyada ne kadar az şey getirdiğini öğrenmiş bulunuyorum.