"Var olmak mı, yok olmak mı, işte bütün mesele bu... Düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin oklarına, yoksa diretip bela denizlere karşı 'Dur, yeter!' demesi mi? Yani ölmek, uyumak sadece. Düşünün ki uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Ama düş görebilirsin uykuda... İşte o kötü. Çünkü o ölüm uykularında sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. İşte bu düşüncedir, der Shakespeare, uzun yaşamayı cehennem eden. Yoksa kim dayanabilirdi zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevginin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine ve kötülere kul olmasına iyi insanın... Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken kim ister bütün bunlara katlanmak, ağır bir hayatın altında inleyip terlemek; ölümden sonraki bir şeyden korkmasa... O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini, bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektiklerine razı etmese insanı... İşte bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini... Bu yüzden nice büyük, yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar."