S

"Carl Jung’a göre 'Gölge', kendimizde kabul edemediğimiz, toplumdan sakladığımız ve kişiliğimizin karanlık mahzenine hapsettiğimiz tüm o 'istenmeyen' parçalarımızdır. Ancak asıl trajedi burada başlar: Biz bu parçaları reddettikçe, onlar dış dünyadaki insanlara yansır. Başkalarında en çok tahammül edemediğimiz, bizi en çok öfkelendiren özellikler; aslında kendi içimizde yüzleşmekten korktuğumuz bastırılmış gerçekliklerimizdir. Gölgeyi yok edemeyiz; onu sadece bilince çıkararak evcilleştirebiliriz. Jung’un dediği gibi: 'Işık figürleri hayal ederek değil, karanlığın farkına vararak aydınlanabiliriz.' Kendi karanlığıyla tanışmayan bir insan, hayatı boyunca kendi yarattığı canavarlardan kaçar. Oysa bütünsel bir insan olmak, mükemmel olmak değil; hem ışığını hem de gölgesini aynı masaya davet edebilme cesaretini göstermektir."
Alıntı
İnsanı asıl tüketen şey, bedenen çalışmak değil; iç dünyasıyla dışarıya yansıttığı yüzü arasındaki o uçurumdur. Birine öfke duymak, kırılmak ya da sadece "yeter" diye bağırmak isterken; nezaket kuralları, profesyonellik veya kaybetme korkusu nedeniyle yüze sahte bir gülümseme yerleştirmek ruhu yavaş yavaş aşındırır. Bu durum, psikolojide "duygusal emek" olarak adlandırılır ve kişi, kendi gerçek duygularını bastırıp başkalarının beklediği maskeyi taktıkça, içten içe bir kimlik erozyonu yaşar. Sonuçta ortaya çıkan tükenmişlik, aslında dökülemeyen yaşların ve atılamayan çığlıkların omuzlara bindirdiği o görünmez, ağır yüktür.
Alıntı
"Üzüntü zekadan kaynaklanır. Bazı şeyleri ne kadar çok anlarsanız, onları anlamamış olmayı o kadar çok istersiniz."
Alıntı
Aslına bakılırsa, modern toplumda iş, para, statü ve "iyi yaşam"a dair erdemli bulduğumuz şeylerin çoğu mükemmeliyetçiliğin en güçlü itici kuvvetini oluşturur: Sınırsız bir büyüme saplantısı ve bedeli ne olursa olsun amansız bir daha fazlalık.
Alıntı
"Bazen farklı olmaktan öğrendiğimiz şeyler, uyum sağlamaktan öğreneceklerimizden daha önemlidir."