"Suçlamak, insanın kendi vicdanına ve eksikliklerine karşı ördüğü en kalın duvardır. Bir başkasını suçladığımız an, tüm sorumluluğu dışarıya atar ve olduğumuz kişi olarak kalmanın konforuna sığınırız. Oysa anlamak, o duvarı yıkmak demektir. Karşımızdaki durumu veya insanı gerçekten anladığımızda, artık masum bir kurban değil, olayların gidişatını etkileyen bir fail olduğumuzu fark ederiz. Bu idrak, kaçınılmaz bir yükü beraberinde getirir: Değişim. Anlayan insan, artık eski hatalarını tekrarlayamaz, görmezden gelemez ve yerinde sayamaz. İşte bu yüzden çoğu insan, gerçeğin talep ettiği o zorlu dönüşümü yaşamaktansa, suçlamanın verdiği o sığ haklılığı tercih eder."