S

Anlamak Değişmeyi Gerektirir...
"Suçlamak, insanın kendi vicdanına ve eksikliklerine karşı ördüğü en kalın duvardır. Bir başkasını suçladığımız an, tüm sorumluluğu dışarıya atar ve olduğumuz kişi olarak kalmanın konforuna sığınırız. Oysa anlamak, o duvarı yıkmak demektir. Karşımızdaki durumu veya insanı gerçekten anladığımızda, artık masum bir kurban değil, olayların gidişatını etkileyen bir fail olduğumuzu fark ederiz. Bu idrak, kaçınılmaz bir yükü beraberinde getirir: Değişim. Anlayan insan, artık eski hatalarını tekrarlayamaz, görmezden gelemez ve yerinde sayamaz. İşte bu yüzden çoğu insan, gerçeğin talep ettiği o zorlu dönüşümü yaşamaktansa, suçlamanın verdiği o sığ haklılığı tercih eder."
Alıntı
İçine doğduğumuz kültürel ve ailevi evrenler, benliğimizi yansıtan o ilk aynaları tutsa da, hikayenin en başında heybemizde getirdiğimiz sessiz ama güçlü bir miras daha vardır: Genetik kodlarımız. Bu biyolojik hamur, olaylara ne kadar duyarlı yaklaşacağımızı, stres karşısındaki dayanıklılığımızı ya da mizaç olarak hangi yöne akacağımızı belirleyen "yatkınlıklarımızı" oluşturur; adeta elimize doğuştan tutuşturulan bir enstrüman gibidir. Ancak ne genetik mirasın çizdiği sınırlar ne de ailenin tuttuğu aynalar nihai bir kaderdir. Çevre bize notaları öğretir, genetik enstrümanın kalitesini belirler; fakat günün sonunda o müziği nasıl icra edeceği, hangi eseri besteleyeceği ve o hamurdan nasıl bir heykel yontacağı tamamen orkestra şefi olan insanın kendi iradesine kalmıştır.
Alıntı
İnsan bir konuda ne kadar katıysa, hayat da onu aynı sertlikle sınar; bükülmeyen her yanını zorlar, hatta kırmaya niyetlenir. Çünkü hayat esneklikten yana… Keskin köşeleri törpüler, “asla” diyen yanımızı sevmez. Mükemmeliyetçiliğimizi alır, duvardan duvara çarpar; yeter ki gevşeyelim, yeter ki akmayı öğrenelim. İnsan ne kadar katıysa, o kadar kırılır aslında. Hayat, sert duranları değil, uyum sağlayabilenleri taşır ileriye.
Alıntı
Tepkilerimiz, Yarayı İlk Hissettiğimiz Yaştan Gelir
Bazen yaşadığımız bir olay karşısında verdiğimiz tepkinin bugünkü kimliğimize değil de geçmişteki halimize ait olduğunu hissederiz. Aslında bu, travmanın bize öğrettiği bir oyundur: İnsan, benzer bir durumla karşılaştığında, o anki deneyimiyle değil, travmayı yaşadığı yaştaki benliğiyle tepki verir. Duygular, beden ve zihin o eski zamana döner; sanki yıllar geçmiş değil de her şey dün yaşanmış gibi. Bu yüzden “geçmişe takılı kaldım” dediğimiz anlarda, çoğu zaman gerçekten takılı kaldığımız şey geçmiş değil, o yıllardaki halimizin bugün yeniden ortaya çıkışıdır. Bedenimiz o zamana döner, ruhumuz o çocuğun kaygısını taşır, tepkimiz ise bugünün yetişkinine değil, geçmişin yaralı yanına aittir.
Psikoloji
“Medicine, law, business, engineering—these are noble pursuits, and necessary to sustain life. But poetry, beauty, romance, love—these are what we stay alive for. —Dead Poets Society”
Alıntı