S

Sanki içimde bir başkası vardı. Çocukken konuştuğum, benimle yalnız kaldığım anları paylaşan, gittiğim her yere yanımda gelen, sevindiğimi, üzüldüğümü, kimselere söylemediğim kırıklarımı bilen, bana akıl veren, o aslında var olmayan arkadaşım büyümüş, benimle kalmıştı. Biliyorum, çoğunuz onu tanırsınız. Hepinizin yalnızca size ait sınırlarınızı bilen içinizdeki arkadaşınız… Ama siz büyürken bir gün, belki de farkında bile olmadan, gitmesi gerektiği zamanı bilirmiş gibi sessizce çekilip gitmiştir. Ne yapayım, bende öyle olmadı…
Alıntı
Reklam
Hiçbir şeyi bilmeden başlamak ve bütün kuralları kendi başımıza öğrenmek zorundayız. Attığımız her adımın, yıllar sonrasını, bilinmeyen bir geleceği belirleyebileceğini düşünsek yaşayamayız. Haksızlık değil mi bu? Kimlerin girebileceğini bile belirleyemediğiniz bir oyunda, asla tekrar şansınız olmadan yer almak zorundasınız.
Alıntı
Ne garip bir oyun! Herkes aynı oyunu her seferinde yeniden öğrenmek, aynı hataları tekrar yapmak ve kendini korumak zorunda kalıyor. Kimse bu oyunu gerçekten bildiğini söyleyemiyor; kimse bir başkasına nasıl oynanacağını anlatamıyor. Bir kenara çekilip yalnızca izleme şansınız da yok. Seyirci olsanız bile oyunun içindesiniz; bir şekilde onun bir parçası olmaktan başka hiçbir seçeneğiniz yok. Peki, en azından bir noktada durup oynadığınız rolü değiştirebilir misiniz? Bu yalnızca cesaretle mi ilgili, yoksa rastlantıları yönlendirdiğinizi sanarken aslında onlar mı belirliyor rolünüzü?
Alıntı
Benzer olmaya zorlayan sürülerin içindeyiz...
"Sürünün en çok nefret ettiği şey, farklı düşünen bir insandır. Sürü aslında onun görüşünden nefret etmez, ancak bu kişinin kendi başına farklı düşünme cesaretine sahip olmasını sevmez. Bu, sürünün tam olarak anlayamadığı bir şeydir." — Arthur Schopenhauer
Alıntı
"An unexamined life is not worth living. As long as one doesn't examine oneself , one is completely subject to whatever one is wired to do, but once you become aware that you have choices, you can exercise those choices."- Socrates
Alıntı