Freud'a göre ego tam da id'in kısıntısız olarak olumladığı ve arzuladığını yadsır. "İd", ego için büyük ölçüde görünmez durumdadır. Yani insan ruhunda, ego'nun kendisiyle uzlaşma içinde olmasını engelleyen bir yarık mevcuttur. Bu temel yarık kendine-şeffaflığı imkansız hale sokar. İnsanlar arasında da bir yarık bulunur. Bu yüzden de kişiler arası bir şeffaflık oluşturmak mümkün değildir. Bu arzu edilir bir şey de değildir.
Ötekinin şeffaf olmayışıdır ilişkiyi canlı tutan.
"Bir kişinin bir kelimeyle kastettiği bir diğerininkiyle tamı tamına
aynı değildir ve her farklılık, ne kadar küçük olursa olsun, sudaki
bir halka gibi yayılır dilin bütününe. Bu yüzden her anlama
aynı zamanda bir anlamama, düşünce ve duygulardaki her mutabakat
aynı zamanda bir aynlıktır."
Şeffaflık toplumu, iletişimin hızını ve verimliliğini en yüce değer hâline getirirken bu hızı ancak ötekiliğin, farklılığın ve dirençli unsurların devre dışı bırakılmasıyla mümkün kılar; çünkü aynı olanlar arasında pürüzsüz bir dolaşım, friksiyonsuz bir etkileşim sağlanır. Oysa öteki, yabancı ve farklı olan iletişimin ritmini bozan, sistemi yavaşlatan bir “engel” gibi görülür. Bu nedenle modern dijital ve neoliberal düzen, şeffaflığı bir erdem olarak sunarak görünürlüğü, uyumluluğu ve hesap verebilirliği teşvik ederken aslında farkı bastırır, eleştiriyi törpüler ve bireyleri birbirine benzeyen, sorgulama yerine kendini teşhir eden, performans ve uyum baskısı altında gönüllü biçimde itaat eden özneler hâline getirir. Böylece şeffaflığın yarattığı pürüzsüzlük ideali, toplumu hızlandırılmış, uyumlaştırılmış ve sonuçta “hizaya getirilmiş” bir toplumsal düzene dönüştürür.
Günümüzde şeffaflık, özellikle enformasyon özgürlüğü söylemi içinde neredeyse tartışmasız bir ideal gibi sunulsa da, aslında neoliberal düzenin işleyişini hızlandıran bir paradigma değişiminin parçasıdır. Neoliberal sistem, olumsuzluğu ortadan kaldırıp her şeyi “olumlu”, pürüzsüz, kesintisiz işleyen süreçlere dönüştürmeyi hedefler; bu nedenle insanlar, eylemler, zaman ve görüntüler hesaplanabilir, izlenebilir ve kontrol edilebilir olduğu ölçüde “şeffaf” kılınır. Bu şeffaflık, anlamın, derinliğin, belirsizliğin ve tekilliğin yok edilmesi pahasına işler; şeyler ancak fiyatlarına indirgenerek, görüntüler ise tüm yorum ve mesafe ortadan kaldırılarak pornografik bir açıklığa zorlanarak şeffaflaştırılır. Böylelikle şeffaflık, özgürleştirici bir açıklık olmaktan çok, neoliberalizmin pürüzsüz sermaye ve enformasyon akışını mümkün kılan, tüm farklılıkları ve özgünlükleri silen bir kontrol mantığına dönüşür; sonuçta ortaya çıkan şeffaflık toplumu, aynılığın ve ölçülebilirliğin egemen olduğu bir cehennemdir.