S

Bazı bağlar, sahip olmanın değil; var olmanın üzerine kuruludur. Ruh, özüne ait olanı tanıdığında kaybetme korkusu çözülür. Çünkü o, artık bir kişide değildir. O, senin özündedir. Birlik, fiziksel yakınlıktan ötedir. Kaygı, zihnin en tehlikeli ürünüdür. Oysa ruh, her şeyi zaten “bir”in içinde görür. Kaygı, sevginin gölgesidir. Işığa yöneldikçe gölge küçülür ve bir gün tamamen kaybolur. O gün geldiğinde anlarsın ki hiçbir şey kontrol edilecek kadar karmaşık değildir. Gerçek sevgi akışa teslim olmasına rağmen var olandır...
Alıntı
Sınır koymakta en çok zorlananlar, bir zamanlar evi huzurlu tutmak için kendi sesinden vazgeçen çocuklardır…
Alıntı
haz mı, anlam mı?
insan, varoluşunun başından beri aynı sorunun peşinde: “nasıl iyi yaşarım?” kimi, cevabı hazda buldu — tatta, seste, dokunuşta, anın sunduğu zevkte. hedonizm ve epikürcülük bize şunu fısıldar: yaşam kısa, tadını çıkar. ama epikür’ün kendisi bile ölçüsüz zevkin kölesi olmamayı öğütler. çünkü gerçek haz, geçici keyiflerin değil, dingin bir ruhun ürünüdür. öte yanda stoacılar, zeni anımsatan bir sükûnetle der ki: “haz, bir amaç değil; erdemin yan ürünü olmalı.” onlara göre mutluluk, görevini yerine getirmekte, kendine hâkim olmada, doğayla uyum içinde yaşamaktadır. çünkü içsel huzur, dış koşullara bağlı olmayan bir özgürlüktür. belki de yaşamın sırrı bir denge kurmaktır — ne hazdan tamamen kaçmak, ne de hazzı tek anlam sanmak. zevki reddetmeden ölçülü yaşamak, görevini yaparken keyif almayı unutmamak. çünkü bazen iyi yaşamak, bir fincan kahvenin sıcaklığında saklıdır; bazen de sessizce sürdürdüğün bir sorumluluğun derin anlamında.
Duygu ve Düşünce
bazen büyümek, sandığın kadar zarif bir süreç değildir. çünkü değişim, sadece yeniyi kucaklamak değil, eskiyi bırakabilme cesaretidir. kendini iyileştirmek, her zaman huzurlu hissettirmez; bazen en büyük iyileşme, en derin yalnızlıkla gelir. ve bir gün fark edersin ki — artık acıtmayan şeyler, aslında seni özgürleştirenlerdir.
Alıntı