Samim odada dolaşmaya başladı. Realite bu kadar sadedir. İnsan kendini onun önünden silebilse, işte, gerçekleştiği zaman trajedi bile bu kadar sadedir. İnsan kendini değil, ölçülerin bozguncusu yalancı ve yaygaracı, boşuna ümitlerin, kuruntuların, dehşetlerin yaratıcısı ve mevcut olmayanların tanrısı muhalliyeyi silebilse, her şey, kendi kendisi hâlinde, ne kadar sade. İşte. Şurada oturan kadın, yaşlı fakat her zamankinden ziyade tesirli; soğumaya ve çürümeye başlıyor, fakat güzel, her zamankinden ziyade güzel; ölü fakat canlı, ne kadar canlı, hayatın gösterişlerinden uzak, hayatın özünü içinde taşıyor, hayatın cevherini dondurmuş ve ebedîleştirmiş. Ölüm onu çirkinleştirebileceği yerde, o ölümü güzelleştiriyor. Değil mi...
"Peki," dedi, "bu 'sosyal ben' nasıl yalnız kalıyor? Mademki sosyaldir?"
-İşte insanın bütün dramı buradadır. Çünkü onun bu yüksek şuur tabakaları somatik yapısının tesirlerinden kurtulacak kadar gelişmemiştir. "Sosyal ben", ötekinin, yani biyolojik ben'in emri altındadır. Tamamıyla kendi kendisi, yani sosyal olamadığı için yalnızdır, köleliğinden iğrenir. Meral'in nefreti budur. İnsanı intihara veya haberi olmadan birçok hastalıklara hazırlayan günah kompleksi böyle bir iç mücadelenin düğümüdür. Eğer Meral kendini öldürmek istemeseydi, bir ay veya on beş sene sonra hastalanabilirdi. Nevrasteni, verem, safra kesesi iltihabı veya kanser, ne olursa olsun, bu hastalığın kökü şuuraltında saklanan günah kompleksi olacaktı.
Bir kağıt bırakmış. "Kendi kendimden nefretimin çirkinleştirdiği..." Ha... Evet... Bir kelime daha var, şimdi hatırladım: "Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği
Necile karyolasına baktı. Uyuyamazdı artık. Bütün korkularını bastıran bir idrak sıkıntısı duymaya başlamıştı. Nedir bunlar? Bu kıza ne oldu? Ne oldu bana? Bütün bu haller... Fakat odanın havasını dolduran, cam gibi şeffaf, kaya gibi ağır, yılan gibi kıvrak, ölüm gibi şekilsiz, boğazı sıkan parmaklar gibi sert, hiçlikten daha hiç, fakat her şeyden daha fazla varlığını hissettiren, isimsiz, cisimsiz, kâbustan daha beter şeylere benzeyen o ağırlık şimdi yoktu.