Kaç defa yalvardım sana, Meral, beni yalanın mevzuundan, sebeplerinden ve neticelerinden ziyade kendisinin çıldırtabileceğini sana kaç defa anlattım. Aşkta masum yalanların suçlularından daha tehlikeli olduklarını, daha doğrusu, en iyi niyetli, fakat gizli tertiplere dayanan yalanın, masum veya suçlu hiçbir çeşidine aşkın tahammülü olmadığını anlattım. Bu gizliliklerin, ileride, samimi taraf lehine bir ayrılık hazırladıklarını, çünkü onun mahrum olduğu bir huzur ve emniyeti kaybetmekten pervası olmadığını, fakat aldatan tarafın emin olduğu bir sevginin bütün hazlardan ve gururundan mahrum kalmak işkencesine uğrayacağını anlattım sana.
Niçin böylesin? Neden beni en yüksek emellerimden en çirkin arzularıma kadar, iki benliğimin müşterek bütünü ve tam realitesi içinde kabul etmiyorsun, Samim? Niçin beni hep ikiye bölüyorsun? Ve kendi kendimle mücadeleye mecbur ediyorsun? Ne olur işte, böyle, sana buhranlarımın bütün çıplaklığı içinde görünsem, dökülsem, hiçbir korku duymasam senin fikirlerinden. Senin o affetmez kanunlarından. O hiç mevcut olmadığı hâlde, aramızda bu memleketten ve bu dünyadan daha fazla mevcut Simeranya'dan.
Düşünüyor, mümkün müdür, henüz hiçbir hakiki ve mühim şey, görülmemiş, bilinmemiş, söylenmemiş olsun? Mümkün müdür, görmek, düşünmek ve yazmakla binlerce yıl geçmiş bulunsun da, binlerce yıl, tereyağlı bir dilim ekmekle bir elma yenen bir okul teneffüsü gibi kaybedilmiş olsun?
Birkaç ay sonra, bir gün, Avrupa dergilerinden birinde astrolojiye ait eğlenceli bir makale gözüme ilişti. Beraber okuduk. Bir insanın doğduğu aya göre kaderinin üzerinde yıldızların tesirini belirten oriskop tablolarinda Meral'in karakterini aradık. Haziranda doğmuş ve yengeç burcunun tesiri altında imiş: Çok hassas, hülyacı, kolay intibak eden, sezgileri kuvvetli bir tabiatı, fedakârlık hissi ve zengin bir ruh hayatı varmış. Sakin ve utangaçmış. Başkalarının tesiri altında çok kalırmış. Ailesine bağlı imiş ama her günkü muhitinden kaçmak ve yeni ufuklar aramak temayülleri de kuvvetli imiş. Çocukları çok severmiş.
Meral neşeli bir hayret içinde:
"Bunların hepsi galiba doğru," dedi, "fakat çocukları hiç sevmem."
Klasik suali sordum:
-Başkalarının çocuklarını da sevmez misin?
-Hiç, hiç.