Madde mana içindir. Bir insan at-süvari örneğindeki metaforu anlayabilirse, dayanak noktasının madde değil mana olması gerektiğini fark eder. Bunu fark ettiği anda da ruhunu çok iyi beslemesi gerektiğini ve bunun da en iyi yolunun namaz olduğunu anlayacaktır. Böylece ruhu bedenine galebe edip ortaya namaz çıkacaktır.
Korkularınıza köle olmaktan çıkıp onları kendinize köle etmenizin yolu Allah'a köle olmaktan geçer. İçinde bulunduğunuz evhama da, o evhamın yiyip bitirdiği kalbinize de eli yetişecek tek zat Allah azze ve celledir. Bu yüzden kişi yalnız Rabbinden korkmalı ve O'na teslim olmalı ki başına ne gelirse gelsin, bu gelen şey dünyanın en kötü şeyi de olsa, kalbindeki tevekkül onu esir almaya çalışan evhama galip gelsin.
Churchill, "Zihnini düşünerek yoran insanlar sadece dinlenerek iyileşemezler. Zihnin farklı bir yönünü, yani elleri ve gözleri devreye sokmaları gerekir" düşüncesini savunmuştur.
Churchill, depresyonun "hareket halindeki bir hedefi" vuramayacağına inanarak, sürekli eylem halinde kalarak ruh halini dengede tutmaya çalışmıştır.
Katherine'in deneyleri rüya gören bir beynin, ölen bir beyne benzediğini ortaya koymuştu. GABA seviyeleri düşüyor, bu da beynin filtrelerinin kalkmasına ve daha geniş bir bilgi ağına ulaşmasına neden oluyordu. Filtrelenmemiş veri akışı, rüyaların mantıksız görüntü ve fikirler olarak ortaya çıkmasının sebebiydi. Bu da, en canlı rüyaları bile uyandıktan saniyeler sonra unutmamızın sebebini açıklıyordu. Beyin yeniden ayarlanıyor, GABA seviyeleri yükseliyor ve filtreler yeniden devreye giriyor, bilgiler temizlenip gerçeklik algımız yeniden düzenleniyordu.
Katherine ölümün tıpkı rüya görmek gibi hissettirdiğini söylemiş; rüyada kendimizi ağırlıksız, kütlesiz varlıklar gibi algılayıp nesnelerin içinden geçebildiğimizi, havada uçabildiğimizi ya da mekân değiştirebildiğimizi -bir anlamda, fiziksel formu olmayan bir bilinç haline geldiğimizi- açıklamıştı.