Umut: İçten doğar, belirsizliğe rağmen yaşar. Aklın rehberliğinde doğduğunda insanı eyleme iter; çünkü kişi, doğanın düzenine, tabiatın adil yasalarına güvenerek kendi gücünü gerçekleştirmeye yönelir. Bilir ki insan doğru bir his taşıyorsa tabiat ona hakettiğini verecektir.
Beklenti ise dıştan yönelir, karşılık bulmazsa kırılır. Umut, akılla kontrol edip yönetilemezse beklentiyle birleşir oradan da köleliğe dönüşür. Umut ve içeriden yarattığı his, akılla beslenirse insanı özgür kılar, tabiatı anlamasını sağlar, anlayarak sever, hisleri erdeme dönüştürür. Beklenti ise her hâlükârda bağımlı kılar. Ummak, insanı eyleme sürükleyen itici bir güç; beklemek (beklenti) ise pasif ve durağandır. Pasif ve hissiz bir eylem olan beklemek, toplumları bağımlı kılmaktan başka bir işe yaramaz. Böyle toplumların insanına da halkına da Mektup yoktur. Ancak bir Albay çıkıp da içinde kolektif bir umudun ruhunu taşırsa umudun toplumlara sirayet eden huyu, ölü uykusundan uyanır, çalışmaya başlar; o zaman Albaya Mektup Var diyebiliriz.