Semerkant’ı, İran’ın bugün yeniden kırılganlaştığı bir tarihsel eşikte bitirmek tuhaf bir rastlantı. Ama Amin Maalouf’un romanları zaten tesadüfleri sevmez; geçmişle bugünü, görünmez bağlarla birbirine bağlar.
Maalouf, bu romanda tarihi bir dekor olarak kullanmıyor; zamanı, fikirlerin ve iktidarın nasıl tekrar tekrar aynı sorulara saplandığını göstermek için açıyor. Ömer Hayyam’ın düşünsel yalnızlığı, Hasan Sabbah’ın mutlakiyetçi aklı ve Semerkant’ın simgesel ağırlığı, yüzyıllar ötesinden bugüne sessizce konuşuyor ve bunlara ek olarak Nizamülmülk'ün kıvrak siyasi zekasını okuyoruz.
Kitabın ilk yarısı hızlı aktı; anlatının omurgası güçlü, ritmi yüksek. İkinci yarıda ise bilinçli bir yavaşlama ihtiyacı doğdu. Çünkü metin, olaydan çok anlam talep ediyor. Bazı bölümler aceleyle okunmuyor; durmayı, geri dönmeyi ve düşünmeyi zorluyor.
Semerkant, tarihsel bir roman olmanın ötesinde, hafıza, inanç ve iktidar ilişkileri üzerine yazılmış uzun bir düşünce metni. Bugün okunduğunda, ister istemez başka çağrışımlar uyandırıyor.
Bin yıllar öncesinden günümüze dek aynı sorunların yaşandığını görmek de insana neden diye sorduruyor elbette, neden ?
Bu kitabı uzun yıllar önce okudum, şimdi bambaşka bir pencereden baktığımı fark ettim anlatılara. Okumayan için büyük kayıp , okumanızın üzerinden zaman geçtiyse de yeniden farklı bir bilinç ile okumanızı tavsiye ederim.
#Semerkant #AminMaalouf #tarihiroman #ömerhayyam #iran