"Yoruldum." diyordu. "Ümit etmekten, beklemekten, düşlemekten yoruldum, usandım, bıktım." diyordu. Tıkanmıştı belli ki. Bunu anlamak için insan sarrafı olmaya gerek yoktu. Zaman zaman bana hayal kırıklıklarından, özlemlerinden, pişmanlıklarından bahseder bazen de ağlardı. Yaş dolardı o masmavi gözleri. Onu öyle görünce benim de içim acır paramparça olurdu. Evimin bir alt sokağındaki aile çay bahçesinde her akşamüstü iş çıkışı oturur, meltem rüzgarının tatlı esintisi altında havadan sudan konuşur, bazen ikimizde dalar giderdik. Çaylarımız soğurdu, sigaralarımız küllükte erirdi o derece. Bir gün vedalaşırken bana "yarın benim güneşim doğmayacak" dedi. "Benim güneşim bugün tamamen battı." Bu sözle neyi kastettiğini anlayamamıştım. Ertesi sabah işe gitmek için durağa çıktığımda oturduğu apartmanın önündeki kalabalığı, polisleri görünce anlamıştım. "Bu hayattan vazgeçmiştir. " Ondan geriye bana kalan tek hatıra, o gece vedalaşırken o güzel çehresine kondurduğu sımsıcak tebessümdü.