MURAT KAYA

MURAT KAYA
Türkçe Öğretmeni
Kocaeli
40 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Fakat herkes bilir ki sahneye çıkarılan güç ne kadar soylu ise onun vereceği zevk de o kadar büyük olacaktır; çünkü zevk her zaman bir kimsenin kendi güçlerinin kullanımını tazammun eder ve mutluluk bir zevkin sık sık tekrarlanmasına dayanır. Bu bakımdan duygu ve duyarlık zevklerinin diğer her iki temel zevk türünden daha yüksek bir yer işgal ettiğini hiç kimse inkâr edemez ki bu sonuncular vahşilerde eşit, hatta daha yüksek derecede mevcuttur; insanı diğer hayvanlardan ayıran da duyarlığın bu ağır basan miktarıdır.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Reklam
Sıradan insanlar sadece zamanlarını nasıl harcayacaklarım düşünürler; herhangi bir yeteneğe sahip insan onu kullanmaya çalışır. Sınırlı akla sahip insanların can sıkıntısına meyyal olmalarının nedeni, akıllarının mutlak manada iradenin sevk edici gücünün harekete geçirileceği (tatbik sahasına konulacağı) araçtan başka bir şey olmamasıdır; iradeyi harekete geçirecek özel bir şey olmadığında, atalet halinde kalır ve akıllan tatil eder, çünkü irade gibi o da, sahneye koyacağı harici bir şeye ihtiyaç duyar. Sonuç; bir insanın sahip olduğu güç her ne ise onun korkunç bir durgunluğu, tek kelimeyle can sıkıntısıdır.
Ormanlarla ilgili Anadolu kaynaklı iki efsane vardır. Birisi Klity efsanesi. Klity güzel bir köylü kızıdır. Apollon, (yani güneş) her gün ateş arabasıyla göklerden geçerken kız, güneş tanrısını görür ve ona âşık olur. Utangaç ve pısırık âşık kız güneşe sevgisini bildirmez. Fakat sabahtan akşama dek toprakların üzerinde oturup, güneş tanrısı gökler boyunca gezeleyip dururken gözlerini ondan ayırmaz. Zavallı kızcağız böyle güneşe baka baka, yüzünü hep güneşe çeviren «güneş çiçeği» olur. Biz de ise bu güneş çiçeğine «ay çiçeği» deriz.
Sayfa 137·Kitabı okudu
Anadolu'da bugün bile Dryad imişler gibi ağaçlarda bir ruh olduğu inancı vardır. Bir ağaç yemiş vermezse, «ağaç korkutma» denilen çareye başvurulur. Biri baltalı, biri eli bos iki kişi, yemiş vermeyen ağacın başına dikilir. Baltalısı, «Ben bu ağacı keseceğim!» der. Baltasını, kaldırınca, öteki, «Onu affet, bu yıl vermediyse, önümüzdeki yıl çok verir. Onun canını bana bağışla!» diye yalvarır. Sözde ağaç bu sözleri işitir, korkar ve ertesi yıl çok ürün vererek canını kurtarır. Her ne kadar bu yapılan iş saçma ise de, yapıldığına göre ağaçta bir can ve can kulağıyla dinleyen bir ruhun varlığına inanılıyor demektir.
Sayfa 135·Kitabı okudu
ilkbaharda Hıdırellez ve Nevruz Sultan şenlikleri ve yine ilkbahara doğru Paskalya, yani Isa’nın yeniden doğması hep Temmuz’un doğuşu festivallerinin kalıntılarıdır. Tahtacılar her ilkbaharda, yani Temmuz ya da Attis'in yeni baştan dirildiği ya da doğduğu günde köyün delikanlısını ev ev gezdirirlerdi. Bu delikanlı, Temmuz’un doğuşunu ve kadınlarca temsil edilen Kybele'ye kavuşmasını taklit ederdi. Delikanlıya damızlık denilirdi. Bu sözcük «Temmuzluk» dan gelmedir. Yani damızlık, ister insan olsun ister hayvan, Temmuz, Adonis ve Attis’i simgelemektedir.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Reklam