kırlangıç çığlığı açıkçası benim biraz canımı sıktı okurken. kitabın dili aslında oldukça akıcı ancak baş karakter nevzat'ın her şeyi ''olması gereken'' katında ölçüp tarttığı iç monologları ve yardımcısı ali ve kriminolog zeynep'le konuşurken hep öğüt verir bir tınıda konuşması sağ olsun kitap sündü de sündü elimde. okura olaylar üzerinde düşünme fırsatı tanımayan ve yazarın ''bu budur, şu da şudur'' fikirlerini aktarmak için yazmış olduğu bir kitap gibi sanki.
yer yer suçlu aklamasına çıkabilecek cümleler kurulmasından da hiç hoşlanmadım. karakterler de çok yüzeyseldi. herkesin belli bir kişilik özelliği var ve kimse bunun ötesine geçemiyor. karakter gelişimi denen bir şey okuyamadım maalesef. karakterlerin hiç ''yanlış'' seçimlerde bulunduğunu görmedim. ayrıca hicabi'nin ölümünde ali'nin soru işareti bıraktıracak şekilde olan davranışları da sonrasında mantıklı bir zemine oturtulamadı fikrimce.
son olarak, kitap 2018 yılında basılmış. yazarın suriyeli çocuklar üzerinde duruşunu da ben yine yukarıda bahsettiğim, ''yazar halka seslenir.'' güdüsüne bağlıyorum. niyet okuma yapmak istemiyorum, yazarın niyetini bilemem. ancak savaş, kıtlık, soykırım gibi mevzuların ne bu şekilde bahsedilmek için bahsedilen şeyler olmasını ne de ''dünyada kötülük olmasın, çocuklar ölmesin yaşasın barış'' tarzı yüzeysel ifadelerle geçiştirilmesini ben doğru bulmuyorum. kitap belki çıktığı yıllarda iyi bir yankı uyandırmıştır ancak içinde bulunduğumuz yılda bana oldukça samimiyetsiz geldi.
şu ana dek okuduğum japon edebiyatı kitaplarının çoğu kesin bir sona ermeden bitti. ve bu benim çok hoşuma gidiyor. çoğu zaman sonların pek de bir önemi yoktur aslında. bana bunu tekrar hatırlatıyorlar. sonlara çok değer biçildiğinde hatırda kalan şeyler koca bir serüvenden ziyade geçirilen o son birkaç an kalır. bu kitapları seviyorum.
çıtır bi japon edebiyatı okuduk yine. çok çıtırdı ama. sonu bi anda kesilmiş gibiydi yine. dazaiden bir kitap okumuş olmayı sevdim ama. daha da okumak isterim.
şeytanın çırağı tek oturuşta bitirdiğim bir kısa roman oldu. gerek ana karakterin kendi düşünceleri gerekse yazıyı ithaf ettiği ''şeytan''ı tahayyül ederken oldukça keyif aldım. diğer hikayeye gelecek olursak ooderanın katil olduğunu bir an bile düşünmedim. avukatın teorilerini okurken ooderanın itirafına çok yakın bir tahminde bulunup kendi kendime gülmüştüm. yok artık o da değildir diye düşünmüştüm ama japon edebiyatı okuduğumu unutmuş olmalıyım. çünkü o kadarmış. çok eğlendim.