Kitabın üslubundaki akıcılıktan mekanların tasvirlerinden dolayı gezme görme imkanı bulamadığımız şehirleri okurken canlı bir şekilde tasavvur edebilip anlatılan mekanların,sokakların içinde yürürken kendimizi bulabiliyoruz ve en önemlisi okurken şehirlerin o ruhunu hissedebiliyoruz.Kuru bir gezdim gördüm anlatısı değil şehirlerin insanlara olan etkisini kültürlerin,medeniyetlerin şehirleri nasıl dönüştürebildiğini şahit oluyoruz.
Şu bulunduğumuz çağdan,beton yığnlarından,şekilsiz,kaba,anlamsız yapılardan o kadar ruhumuz bunalmış ve yaralanmış durumdaki
Kitapta Edülüsün Buharanın o muhteşem eserlerini,sanatlarını okumak bile bir nebze olsun ruhumuzu özüne döndürüyor ve tatmin ediyor.Tabi bu eserleri okurken aslında şunları da anlıyoruz ki 12.yy İslam coğrafyasında Endülüsten Buharaya alimlerin İslami konuların yanında Astronomiden matematiğe dünyevi ilimlere önemli ölçüde hakim olduklarını ilim öğrenmenin,kitapların,okumanın,alimlerin fikirlerini özgürce dile getirebildiği meclislerin,fikir hürriyetinin en kıymetli olgular olduğu bir ortam var ve bu ortam devrin hükümdarından sıradan vatandaşlara kadar sirayet etmiş durumda...