Dün bu saatlere kadar babamın gözündeki değerimi henüz kaybetmemiş olduğumu hatırlayınca sanki aramızdaki sevginin de tıpkı içerideki hava gibi bir yerlere tıkışıp kaldığını düşündüm.
O sırada bir tren daha büyük bir gürültü ile geçince ihtiyacım olan şeyin belki de beni bulunduğum yerden çok uzaklara götürecek yavaş ve sakin bir tren yolculuğu olduğu hissine kapıldım ve insanın en çok mecbur olmadan yapacağı bir yolculuktan keyif olacağını düşündüm.
Yıllar sonra bir makalede bunun insan beyninin sürekli maruz kalınan uyaranlarda artık bir tehlike ya da fayda sezmemesi sonucunda dikkat gibi kıt bir kaynağı bu önemsiz olaylar için harcamamaya karar verdiği için bu uyaranların artık fark edilmez olduğunu okumuş. bu konu bana oldukça ilginç gelince insanoğlunun tıpkı bu uyaranlar gibi hayatındaki pek çok şeyi yitirmek derecesinde kanıksadığına bunların en başında ise doğup büyüdüğümüz kültür ve şehrin olduğuna dair bir makalede yazmış makalemi beklediğim ilgiyi çekmeyince konuyu yeterince açıklayamadığıma ve insanların bu meselelere bu denet duyarsız oluşuna bozulmuştum.