Martin Eden… Aklınızın bir köşesine kazınacak isim. Bir akşam yemeği yemek için gittiği arkadaşının evinde hayat görüşüne dair sorgulamalar yapmaya başlaması ve ne olduğunu, ne olmak istediğini keşfetmeye çalışırken bizi de hayatına dahil ettiği bir hayat hikayesi yaşıyoruz. Kitap o kadar farklı duygular yaşatıyor ki hiç bitmesin istiyorsunuz. Bir insanın çabasını, bıkmadan, usanmadan didinip çırpınmasını satır satır hafızamıza kazıyor. İnsanın azminin ne kadar ileriye gidebileceğini ve istenildiği taktirde neleri başarabileceğini gözler önüne seriyor. Siz ne kadar iyi bir insan olursanız olun sizi bir yere getirecek ve orada tutacak olan etiketinizdir. Kitap bunu o kadar iyi hissettiriyor ki her satırda biraz daha bağlanıyorsunuz esere. Martin Eden elinden geldiğince pes etmeyen bir karakter fakat unuttuğu bir şey var ki bu da hayatın acı bir cilvesi olarak; Bir şeyi ne kadar çok istiyorsanız o şey size en vazgeçtiğiniz anda gelecektir ve artık bu ne kadar önemlidir? Buna siz karar vereceksiniz. Ayriyetten roman Jack London'un otobiyografik yazısı havasında da geçiyor ve bize toplumsal sınıf farklılıklarını, bu sınıfların birbirlerine bakışlarını, olumlu ve olumsuz yönlerini, paranın yerini, insanın hayattaki maddi ve ruhsal tatminlerini ihtiyaçlar hiyerarşisinin basamak tırmanışlarını sayfa sayfa iliklerimize kadar hissettiriyor. Martin Eden bir romandan öte bir hayat anlatıyor bize. Mutlaka okunması gereken bir eser.