Kriko artık sınırların ve savaşların yalnızca yoksul insanlar için olduğuna emindi. Masadakilerin konforlu özel uçakları, yatları vardı, türlü ülkelerde banka hesapları vardı, çocukları için roketli kemerleri vardı. Denizden kaçmak ya da dağ yollarında aç susuz kilometrelerce yürümek sıradan insanlar içindi. Ki bu yollardan geçmek için bile bir miktar para gerekliydi.
Bu adamlar, bu kadınlar dünyayı kendileri için oyun alanı gibi görüyordu ve insanların savaşta ölmesi hiçbirini üzmüyordu. Azıcık üzülseler bile yapacak o kadar çok işleri vardı ki savaştakiler için kederlenmeye fırsat bulamazlardı. Davetler, o davet için giyilecek yeni bir giysi, en uzak ülkeden sipariş edilmiş kıymetli bir saat...
Kimsede olmayan pembe palmiye ağaçlarıyla bahçe peyzajı, yat gezileri... Takvimleri çok doluydu çok, gece gündüz çalışmaları lazımdı, hangi ara üzülsünlerdi?
Keçiler toslaşır, biri kazanırdı; horozlar dövüşür, biri kazanırdı. Köpekler de aynı, kediler de... Hatta karıncaların savaşı bile bir noktada biterdi. Neden devletlerin, ülkelerin savaşı bitmiyordu? Neden biri galip gelmiyordu? Galina yenilmeye bile razıydı, yeter ki savaş bitsin. Yenilirlerse üzülür ağlardı önce. Ama sonra yıkık evler tamir edilir, bahçeler ekilir, babalar amcalar evlerine geri dönerdi.