Sadece dar ve kapalı alanlar değil, bazı ilişkiler ve toplumsal durumlar da aynı sıkışmışlık ve panik hissini yaratıp içimizde bir nefes alma ihtiyacı doğurabiliyorlar. Kaçmak istediğiniz ama yüzünüzde yapay bir gülümsemeyle kaldığınız bir ofis partisi.
Arkadaşlığınızın bittiği bir kişiyle yediğiniz, aksayan sohbetin kırgınlıklarla dolu olduğu bir öğle yemeği.
Hediyeler, yardım ve hatta aşk bile bizi boğabiliyor.
Başkalarının beklentileri üzerimize çökünce ve biz bundan hoşlanmak veya müteşekkir kalmak ya da aynı tepkiyi göstermek durumundaysak boğulduğumuzu hissediyoruz ve gerçekten kaçmak için bir yerleri tırmalamaya başlıyoruz.
Bir şeyin olmasını engelleyen herhangi bir şey başka bir şeyi mümkün kılıyor. Eski bir değişi anımsatıyor bu: kaybettiğin bir şeyi ararken cok daha iyi başka bir şeye rastlayabilirsin.
Hayal kırıklığı sadece üzüntü izleri bırakmıyor, kafa karışıklığı hissettiriyor ve hayatın baştan şekillendirmesini gerektirecek yorucu bir ihtimal ortaya çıkıyor.