Yiğit anlamamış gibi anlını kırıştırdı.
"Ne? Ne reçeli?"
"Gül reçeli tabii ki ne reçeli olacak?"
"Ne saçmalıyorsun sen ya?"
"Asıl seksen yaşındaki kadına gül alarak sen ne yapıyorsun? Gören de kız istemeye gidiyoruz sanır. Onun yerine daha faydalı bir şeyler alsan ya !"
"Nesin sen ? Bir Koala ya da Panda mı ?"
Asiye umursamaz bir edayla cevapladı:
"Değilim ama olmayı çok isterdim. Bir bambu ağacına yapışarak tüm gün bambu kemirip uyumak kulağa fazlasıyla hoş geliyor."
Yiğit gülerken yerinden doğrulmaya çalıştı.
"Ya köpeğin adına ne demeli ?"
Asiye gülmeye devam ederken küçük çocuğun çağırma taklidini yaptı.
"Berke Can!"
"Allah'ım çok acıktım!"
Yiğit mahcup bir edayla Asiye'yi süzdü.
"Özür dilerim. Tüm bu yaşadıkların benim yüzümden..."
Asiye başını usulca kaldırıp Yiğit'e baktı.
"Neyse olan oldu. Kendini suçlama, gibi şeyler söyleyeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun! Evet, hepsi senin yüzünden!"
Yiğit dehşetle açılmış gözleriyle önce Asiye'ye ardından yerde, hala bir ayağı kıpırdayan böceğe baktı. Saatlerce ormanda yakalamak için çabaladığı böcek şimdi salonun ortasında organlarını sergiliyordu.