İlk pan-Kürt tarihi olan Şerefname, yüz yıl süren dehşet verici yıkımlarını, sürgünlerin ve şiddetin orta yerinde kurulmuş olan Bitlis şehrinin Prensi Şeref el-Din (Şeref Han) tarafından 1596-97 yılında yazılımıştı. Şeref Han tüm Kürtlerin ve onların stratejik ülkesinin yasını tutar. Belli aralıklarla bir pan-Kürt kralı düşüncesinden bahseder. Böyle bir kralın yokluğuna üzülür. ardından da, sorunun İslam ve dikkatleri başka yöne çeken ümmet olabileceğini düşünerek, İslamı, bizzat Peygamber Muhammed tarafından Kürtlerin başına bela edilen bir musibet olarak kınar. "Bir Kürt ziyaretçinin savaşçı ve korkunç bakışlarından dolayı huzuru kaçan Peygamber Muhammed." diye yazar Bitlisi, "her şeye kadir olan Allah'tan, Kürtleri birleşemeyecek biçimde lanetlemesini istemişti, çünkü Peygamber, birleştikleri taktirde, Kürtlerin dünyayı yenmelerinden korkuyordu.
Bütün nimetlere fazlasıyla doymuş olan sizler yüreğinizdeki taşkınlığı dizginleyerek kibrinize gem vurun. Çünkü her isteğinizi kabul etmeyeceğiz ve bu işlerin sonu sizin için iyi olmayacak.
Klasik dönemin başlamasıyla birlikte. Yunanlı general ve tarihçi Ksenophon, komuta ettiği 10.000 kişiden oluşan güçlü bir Yunan ordusu ile M.Ö. 401 yılında Kürdistan'dan geçmeyi tercih ettiğinde Kürtlerle şahsen karşılaşmıştı. Yerel halkı Karduchoi olarak adlandıran Ksenophon, Pers Ahameni İmparatorluğu'nun tam ortasında yaşamalarına rağmen, onların tamamen bağımsız olduklarını ve Fars krallarına biat etmediklerini belirtir (Anabasis).
Üçüncü Dünya'daki diğer aydınlar gibi, Batı'nın eğitsel ve materyal zenginliği karşısında gözlerini kamaştırmaktadır. Kürtler bir Batılı tarafından yapılan en sınırlı ve en sıradan çalışmayı bile göklere çıkarırken, kendi Kürt kardeşlerinin önde gelen eserlerini herkesten önce kötüleyip küçümsemekte önceli kimseye kaptırmamışlardır. İçinde bulundukları çaresizlik dolu mevcut ekonomik ve kültürel koşullardan dolayı kafaları karışan, gücenen ve içe kapanan pek çok Kürt aydını, farkında olmaksızın kendi inkarının bir aracı haline gelmiştir.
Bu noktada şöyle bir soru sorulabilir: "peki ama Kürtler, hatırlanmayı hakedecek herhangi bir katkıda bulunmuşlar mıdır?" Kürtler, yeryüzündeki en eski ve uzun süreli uygarlıkların anavatanı olan Ortadoğu bölgesinde coğrafi bir merkeziliğe sahip olmanın getirdiği avantaj sayesinde, kaçınılmaz olarak bu uygarlıkların oluşumuna ve aktarımına kayda değer bir katkıda bulunmuş olmalıdırlar