Evrenin ruhu bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer. Bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmaz. Düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi ister. Ama insanların çoğunu işte bu anda vazgeçerler. Çölün dilinde biz bu durumu şöyle tanımlarız: "vaha'nın palmiyeleri ufukta görülmüşken susuzluktan ölmek."
Hz . Aişe sadaka vereceği zaman altın ve gümüş paraları iyice temizler, onlara güzel kokular sürermiş. Sebebi sorulduğunda ise cevap olarak"bunları Allah'ın huzurunda verdiğimi görmüyor musunuz ?"dermiş.
Çünkü verdiği malın o paraları teslim alan muhtaç kimseye değil, sadaka verildikten sonra onları katına kabul buyuran Allah'a ulaştığını idrak etmiştir. Bu sebeple de verecekken en güzel malı en güzel şekilde vermeye özen göstermiştir.
Biz ise infak edeceğimiz zaman en karışmış paramız ve en değersiz malımızı seçme eğilimindeyiz
Bir taraftan "insan yetişmiyor " diye ağlarken, bir taraftan da fatihler yetiştirmiş bir milletin torunları olduğumuzu hatırlamamız lazım .acaba onlar nasıl yetişti?
Ne var ki 350'yi aşkın mütena eseri ile bizden biri olarak yaşamasının kimliğini yeterince açıklamadığını düşünenler, cumhuriyetin ilk yıllarında düşülen "Türkçülük hareketinin " etkisiyle "Mimar Sinan Türk müdür , değil midir ?" Tartışması açıldı . "Türk kafatası" taşıyıp taşımadığını anlamak için mezarından kafatasını çıkardılar . kumpasla ölçülmesi için Ankara Dil Tarih Coğrafya fakültesine gönderdiler , sonunda bizden biri olduğu anlaşıldı AMA maalesef kafatası tekrar mezarına konmadı. Süleymaniye'deki türbesinde salt beden olarak ebediyeti uyuyor.