Pınar

Dil, birey ile dış dünya, hayat ve gerçeklik arasındaki köprüyü sembolize eder. Bu nedenle, birinin hayata verdiği anlam, o kişinin dili nasıl kullandığına bakılarak yorumlanabilir. Dil ile olan dışsal ilişkimiz, hayat ve gerçeklikle olan içsel ilişkimizi yansıtmaktadır.
Sayfa 141 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
İnsan sadece yakını olduğu şeylere yabancılaşır. Bir zamanlar -bunun farkında dahi olmadan- kendimizi bir varsaydığımız şeylerden uzaklaşmadan, çevremizle yabancılaşmadan kendimizi var edemeyiz.
Sayfa 139 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
Her daim "içeride" olmamıza rağmen dünyayı sanki "dışarıda"ymış gibi tanımlıyoruz. Bedenimizin sınırları aslında kendimizin de sınırları. Oysa dış dünyanın niteliklerinde, içselliği ve dolayısıyla göreceliliği kaçınılmaz olan kendi küçük dünyamızdan bakarak karar kılıyoruz. Freud "yaşadığımız tatsız duyguların neredeyse tamamı aslında tatsız olarak 'algılanan' duygulardır" (1920, s. 11) derken, ne kadar haklı.
Sayfa 137 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
Hayat, orada bir hayat olduğunu fark ettiğimizde zaten çoktan başlamıştır ve bizim hayatımız da bizim bir hayatımız olduğunu anlamamızdan önce başlar. Hepimiz hayata bilmeden başlarız ve bizi çevreleyen ortamdan haberdar olduğumuz andan itibaren, bu çevrenin ne olduğuna, niteliklerine ilişkin varsayımlar üretmeye başlarız. Bu varsayım üretme süreci bir ömür boyu devam eder; ve kendimizi nasıl tanımladığımız, yaşadığımız hayat, kendimizi nasıl hissettiğimiz de kendimizle dış dünya arasında kurduğumuz ilişkiye dayanır.
Sayfa 137 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
Rüyalarda -ve hatta hayatta da- gördüğümüz her insan, her nesne aslında Ben'in bir parçasıdır. Bir kimseyi, bir durumu yorumlarken yorumladığımız şeyin aslında o kimse/durum üzerinden kendimiz olması, yorumlarımızın başkalarından ziyade kendimizle ilgili olması da bu yüzdendir.
Sayfa 134 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu