Pınar

Günlük hayatın akışından başka yöne çevrilmemiş enerjinin aslında potansiyel Kültür enerjisi olduğunu söylemiştim. Her birimizin içinde var olan ve hep açığa çıkmak, kendisini gerçekleştirmek isteyen Kültür enerjisi, kendine bir yol bulamadığı zaman rahatsız olur ve bizi kendisine göre yollarla rahatsız etmeye çalışır. Güçlü olan hiçbir şeyi sürekli bastıramayız ve Kültür enerjisini sürekli bastıran insanların hayatında başka şekillerde açığa çıkan rahatsızlıklar aslında, o rahatsızlığın içinde direkt olarak görünmeyen Kültür enerjisiyle ilgilidir.
Sayfa 109 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung, Schiller'in bahsettiği Doğa (Nature) ve Kültür'ün (Culture) farklı biçimdeki enerji potansiyelleri halinde insanın içinde hazır bulunduğuna, ve Doğa'nın biyolojik enerjisinin üretken kültürel enerjiye dönüştürülmesi gerektiğine inanır. Medeniyetin temeli olan Kültür, psişik enerjinin doğal akışından alınarak kültürel yöne kanalize edilmesinden ortaya çıkar, ve bu transformasyon olmadan sanat eserleri üretilemez. Jung, hepimizin içinde açığa çıkarılmamış bir kültürel potansiyel yattığına inanır ve bu potansiyel, günlük hayatın akışından başka yöne çevrilmemiş enerjinin miktarına eşittir.
Sayfa 108 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu
Richard von Krafft Ebing (1892) tarafından kullanılmış olan "cinsel esaret" ifadesi, bir insanın, kendisiyle cinsel ilişkide bulunmuş olan bir başkasıyla olan ilişkilerinde olağandışı yüksek bir derecede bağımlılık ve özgüven yoksunluğu içine düşmesi olgusunu tarif etmek için kullanılmıştır. Bu esaret, kimi zaman bağımsız istemin bütünüyle kaybedilmesi ve o kişinin kendi çıkarlarından çok çok büyük fedakârlıklarda bulunmasını gerektirecek boyutlara dek uzanabilmektedir; yine de yazar böylesi bir bağımlılığın şayet "o bağın belirli bir süre için devam etmesi isteniyorsa" bir dereceye kadar kesinlikle gerekli olduğunu belirtmeyi de ihmal etmeyecektir.
Sayfa 6 - Oda Yayınları·Kitabı okuyor

Pınar

, bir kitabı okumaya başladı
Sigmund Freud
7.2/10 · 649 okunma
Romanın "Gerçek canavar Yaratık mı, yoksa Victor mı?" sorusu Mary Shelley'nin hayatında yeniden karşımıza dikilir. Canavar'ın durumunu hümanize eden Shelley bizi "canavarlık" tanımı üzerinde düşünmeye ve "sosyal düzen" dışında kalan her şeyin gerçekten de "canavarca" olup olmadığını sorgulamaya iter. Bu belki de Shelley'nin içindeki acı çığlığın yankısıdır: Gerçek canavar kim? Evinde bulamadığı sıcaklığı Percy Byshhe Shelley'nin kollarında arayan, onunla kaçtığı için evlatlıktan reddedilen, bakmayı çok arzu ettiği çocuklara "anne" olamayacağı yüzüne tokat gibi çarpılan, babasının, toplumun, kanunun kapısından geri çevrilen Mary Shelley mi, yoksa Mary Shelley'yi "sosyal düzen"in dışında tutan toplum mu?
Sayfa 97 - Okuyan Us Yayınları·Kitabı okudu