Bu etkenci yaklaşımın bir muhafazakar, bir de devrimci versiyonu vardır. Muhafazakarlar, dünyaya temel bazı beklentilerle geldiğimizi, onlarla dünyayı "kendi dünyamıza dönüştürdüğümüzü, bu nedenle ömür boyu bu kendi dünyamızın hapishanesinde yaşamak zorunda olduğumuzu savunurlar.Buradaki hapishane benzetmesi, insanların birbirine göre göreceliliğine ve özelliğine değil insan olmanın zorunlu sonucu olarak sahip olunan kısıtlılıklara işaret etmektedir. Bu, "kavramsal çerçevemizin hapishanesinde" doğup öldüğümüz fikri esas itibarıyla Kant' tarafından geliştirilmişti. Karamsar Kantçılar, bu hapishane yüzünden gerçek dünyanın hiç bir zaman bilinemeyeceğini düşünürken, iyimser Kantçılar ise Tanrının bu kavramsal çerçevemizi dünyaya uyacak biçimde yarattığını savunmaktaydılar.
Fakat zihnin bilgi sürecinde etkin rol aldığını savunan devrimci etkenciler, kavramsal şemaların geliştirilebileceğini, hatta daha iyi ve yeni bir tanesiyle değiştirilebileceğinde ısrarlıydılar. Çünkü, onlara göre hapishaneleri yaratan bizler olduğumuza göre onları yıkabilmemiz de mümkündür (Lakatos, 1986: 104).
İnsan anlaşılmaz sandığı bir şeyi anladığı vakit memnun olur. Bu memnuniyeti, anlaşılmaz sanılan eserin muvaffakiyeti addetmek, insanın kendini muharrirle bir tutmak, yani kendi kendini beğenmek arzusundan başka bir şey değil.
İnsan anlaşılmaz sandığı bir şeyi anladığı vakit memnun olur. Bu memnuniyeti, anlaşılmaz sanılan eserin muvaffakiyeti addetmek, insanın kendini muharrirle bir tutmak, yani kendi kendini beğenmek arzusundan başka bir şey değil.
İnsan anlaşılmaz sandığı bir şeyi anladığı vakit memnun olur. Bu memnuniyeti, anlaşılmaz sanılan eserin muvaffakiyeti addetmek, insanın kendini muharrirle bir tutmak, yani kendi kendini beğenmek arzusundan başka bir şey değil.