Ne diyeyim, ne denebilir ki? Deniz Gezmiş'i ilk öğrendiğimde hakkında yazılmış çoğu kitabı okumaya çalıştım. O dönemde işim gücüm, peşinde iz sürmek olmuştu. Arkasında çoğu şey yarım kaldı. Gençliği, idealleri, hayalleri, annesi, kardeşi babası abisi, ömrü... Her biri birer birer yürek yakar, onu tanıyıp da yüzü hüzünlenmeyen var mıdır? Hiç sanmam.
Öyle bir sevda yaşamışlar ki, okurken hem inanılmaz geliyor, hem de bu duyguları, hisleri, sözleri bu kadar büyük, bu kadar içten ancak Deniz yaşardı, dedirtiyor. Hakkında her şeyi bilsek dahi, sevdası yarım kalan bir gencin gözlerinin arkada kalışını bilmek onu her şeyden daha gerçek kıldı.
"Balım," ben de sevdiklerime böyle derim. Okurken onun ses tonuyla, o içtenlikle okudum. Ve bu kelimeyi her kullandığımda senin gerçekliğini duyacağım. Ah be Deniz, ah. Deli, afacan çocuk; Balı'nı sevdiğin kadar sevdin bu ülkeyi, bu halkı. Seni bizden almasalardı ne olurdu sanki?
Acıyorsam sanasana anam avradım olsun. Ama aşk olsun sana çocuk aşk olsun.