Zaman içinde olup bitenler, onlara katılmayı reddettiğin sürece, senin kaşında güçsüzdür; zamanın çılgınlığı ise sen zihninin berraklığını korudukça gerçek anlamda sıkıntı kaynağı olamaz.
Ve yaşadığını en kötü şeyleri, görünüşte aşağılayacı olanları, kaderin sillelerini ancak onların önünde zayıflığını gösterecek olursan hissedersin; çünkü senden başka kim onlara değer verebilir, ağırlık tanıyabilir, onların zevk ya da acı kaynağı olmalarını sağlayabilir? Ancak sen, kendi kendini yüceltebilir ya da aşağılayabilirsin.
Neden böylesine ciddiye alıyorsun bunları? Neden içinde yaşadığın zamanın saçmalığının ve vahşetinin kışkırtmalarına kapılıp hepsine boyun eğiyorsun? Bütün bunlar senin yalnızca tenine dokunabilir, ama özüne asla işleyemez. Dış dünya senden hiçbir şey alamaz ve aklını da sen kendin karıştırmadığın sürece karıştıramaz.” Sağduyu sahibi insanın kaybedecek hiçbir şey yoktur.”
Asıl ve temel değerlerin bilincine ancak iş işten geçtikten sonra varmamız, yaşamın akıl erdirilemez yasalarından biridir: Gençliğin değeri ancak geçip gittikten, sağlığın değeri onu yitirdikten ve ruhumuzun en değerli özü olan özgürlüğün değerini de ancak bu özgürlük elimizden alınacağı ya da alındığı anda anlarız.