Arka kapağında ”Kadın kahramanlar, kahraman kadınlar” yazan bir kitabı elinde tutuyorsun. Feminist bir manifesto okuyacakmışsın hissi. O bilindik süslü cümlelerden abartılı güçlü kadın hikayeleri çıkararak pirim yapma sanatı. Eyvah.! Her şeye rağmen kitabı okumaya başlıyorsun çünkü kadınsın işte. Okumaya başladın, okuyorsun hiçte öyle beklediğin gibi olmuyor. Daha ilk öyküden ön yargıları yerle bir ediyor kitap. “İŞTE ÖYLE”
Öykülerde günlük yaşamın içinden, zaman zaman da kendinden bir şeyler buluyor tanıdık sesler duyuyorsun sürekli. Belki daha bugün çaresizce, bir AVM tuvaletine bebek arabasındaki bebeğinle nasıl girebileceğini düşünürken, henüz 5 dakika önce tanıştığın yabancı birinin bebeğine göz kulak olmasına razı olmuş buldun kendini. Tanıdık geldi mi?
Yazar her gün başımıza gelen alelade anları ve o anların kahramanlarını resmediyor. Sanki satırlar senin zihninde yazılmış gibi karıştırmanın söz konusu bile olmadığı, zamanlar arası geçişin ustalıkla yapıldığı bir öykü şöleni. Öyküler; başka bir hayatın özlemi, durmadan kendini arayan, yaşamını ve sahip olduklarını bambaşka pencerelerden izleyen, kendine başka manzaralar arayan kadınların deneyimleri etrafında şekilleniyor. Üslubu ve tarzı oldukça farklı. Bu incelemeyi yazarken de onun tarzında yazmaya çalıştım.Okumak çok keyifliydi. Özellikle son öyküyü gözlerimde buğuyla okudum, bana çok dokundu. Ayrıca hala yaşayan ve günümüz şartlarında kadın olmanın, anne olmanın manifestosunu böyle incelikle sunmuş bir yazarla tanışmış olmanın verdiği keyifte bambaşka. Tekrar merhaba Lucy Caldwell..