Büyülü gerçekçilik kullanılarak yazılmış bir roman. Kitapta birbiriyle bağlantılı farklı karakterler bulunuyor, bu karakterlerin yaşam öyküleri kurgunun içinde öyle derinlikli ve etkileyici şekilde anlatılmış ki okurken o büyüye gerçekten kapılıyorsunuz.
Hikaye, buz tutmuş Aras nehrinin altında mahsur kalan Faruk Ferzan’ı gören iki karganın konuşmasıyla başlıyor. Havayla, suyla, toprakla, taşla, rüzgarla konuşabilme yeteneği olan, altı arkadaşı ve eşleriyle Doslar Kasabası’ında yaşayan Ninno’un Faruk Ferzan ile ilgili haberi alıp bu altı arkadaşın onu kurtarmaya çalışmalarıyla devam ediyor.
Kitapta ki karakterler özelliklerine bakıldığında gerçek dışı görünseler de hikayelerinde derine indikçe ve sona doğru yaklaştıkça yaşamak, ölmek, aşık olmak gibi gerçek kavramların bunca çabaya değip değmediğini düşündürdüklerini görüyoruz.
Bu altı arkadaş arasında en çok üstün yetenekli bir hekim olan Sadere’yi sevdim, öyle ki kendisi ölümün ötesini aramadan hayata değer veren, zayıf olan herkesin mutlu olması için eyleme geçebilen bir karakter, yarası olanın yarasını iyileştiriyor, uzvu olmayana yeni uzuv takıyor. Bilge kişilerin izinde giderken kendi yolunu çizmiş bir dahiydi benim gözümde.
Kitabı çok sevdim.