Ahmet

Ahmet
@Pyotr
İnşaat Mühendisi
Lisans
Denizli
536 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
O andaki duygularımın, mutsuzluğumun büyüklüğünde gerçekten de büyük bir tat varmış. Gittikçe, duygularıma insanın acıyı hissetmesi için yarasını kaşımaya iten o kötüden haz duyma duygusu karışmıştı. Bir gün buradan ayrıldığıma üzülebileceğimi düşünmek dehşet veriyordu bana. İnsanın ne derece korkunç şeylere uyum sağlayabileceğini daha o zaman anlamıştım.
Reklam
Ağırbaşlı bir eğlencede kendine özgü bir asil davranış oluyordu.
Nasıl yaşarsan öyle düşünürsün biraz.
Bir insanı ezmek, bitirmek istiyorsanız, ona en korkunç cezayı vermek gerekir; bu öyle bir ceza ki, en korkunç bir caniyi bile korkudan titretsin, kendisine verilen cezayı duyar duymaz cani bile ürksün; bunun için ona verilecek zorunlu çalışmanın tam anlamıyla, gereksiz, manasız olmasını sağlamak yeterlidir. Günümüzdeki kürek cezası çalışması mahkumlar için ilginç olmaktan çok uzak olsa bile, iş olarak mantıklı bir yanı var: mahkum tuğla pişirir, toprağı işler, sıva yapar, duvar örer. Bu işlerde bir amaç, bir anlam vardır. Mahkum kendini işine bile verir, onu diğerlerinden daha iyi, daha çabuk yapmaya çalışır, ustalığını göstermek ister. Ama kendisine sözgelimi, bir kovadaki suyu öteki kovaya boşaltmak, sonra o suyu tekrar boşaltmak, bunu durmadan tekrarlamak, nsa su dövmek, bir toprak yığınınıbir yerden bir yere, sonra eski yerine durmadan taşımak gibi işler verirseniz, sanıyorum birkaç gün sonra mahkum kendini asar. Ya da sırf bu aşağılanmadan, utançtan, ıstıraptan kurtulabilmek için ölümü yeğleyerek olmadık suçlar işler. Kuşkusuz, bu tür bir ceza işkenceye, öç almaya dönüşürdü ve son derece anlamsız olurdu, çünkü mantıklı bir sonuç vermezdi. Ama her zorunlu çalışmanın içinde bir ölçüde bu çeşit bir işkence, anlamsızlık, küçük düşme ve utanç olduğu için, kürek cezası da insana her çeşit özgür çalışmaya oranla çok daha büyük acı verir.
On yıllık kürek mahkumiyetim süresince bir kez, bir dakika bile yalnız kalamamanın ne korkunç bir şey olduğunu bilemezdim. Çalışmaya konvoyla gitmek, içeride iki yüz mahkumla aynı yerde olmak ve bir kere, bir kere bile kendi başına olamamak! Acaba yalnızca buna mı alışmam gerekiyordu!